İyiliklere ve nimet verene karşı takınılan bu olumsuz tavra, ‘nankörlük’ denir. Eskiler bu kötü ahlâka ‘küfran-ı nimet’ derlerdi. Yani, nimeti yalan sayma, nimeti inkâr etme, nimeti ve sahibini görmezlikten gelme demektir.
‘Nankör’ kavramı, Farsça’dan dilimize geçmiş bir kelimedir.
Gördüğü iyilikleri, kavuştuğu maddi ve manevi nimetleri inkâr eden, iyilik edeni ve nimet vereni bilmeyen, teşekkür etmeyen veya şükretmeyen kimseye de nankör anlamında “kafir-i nimet” denmiştir. Kâfir, Allah’tan gelen gerçeğin üzerini örten, gizleyen, tanımayan ve inkâr edendir. Nankör de, iyilikleri, nimetleri ve bunları yapanları görmez, inkâr eder, bilmezlikten gelir.
İnsan, kendine yapılan iyilik ve yardımların, verilen nimet ve rızkların (değerini) bilmelidir. Bu iyilikler ister insandan gelsin, isterse Allah’tan gelsin; kişi bunun şuurunda olmalıdır. İyilik yapanlar genellikle karşılık beklemezler. Ancak iyilik yapanlar teşekkürü hak eder. Bu teşekkür, hem yapılan iyiliğin derecesini artırır; hem nimetin devamını sağlar, hem de iyilik yapan ile yapılan arasında sevgi bağı kurar.
Nankörlük ya insanlara karşı, ya da âlemlerin Rabbine karşı yapılır.
Kişi, başkasından gördüğü bir iyiliği, bir yardımı, bir destek olmayı, görmezlikten, gelse, bu bir nankörlüktür. İyilik yapanı unutarak nankörce davranmadır.
İnsanlar ölünceye kadar birbirlerine muhtaçtırlar. Başkaları olmadan hayatlarını sürdüremezler. Maddi gücün her şeyi çözmediği tecrübelerle ispatlanmıştır. Kişiye ana-babasının iyiliğinden tutun da, hasta olunca tedavi eden doktora, okutan öğretmene, yol gösteren bir büyüğe kadar, pek çok kimsenin iyiliği dokunur. Bir insana ana-babasının yaptığı iyilikleri saymak mümkün mü? Bu karşılıksız iyiliklere teşekkür etmek, insanlık ve yardım etme duygusunun yüceliğinin gereğidir.
Türkçe deki ‘bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır’ atasözü çok şey ifade etmektedir. Maddeyi bütün ilişkilerin temeline yerleştiren, çıkarından başka bir kutsal tanımayan bu yüzden de derin bir egoizme saplanan günümüz insanına bunu nasıl anlatmalı?
İnsan, diğer insanlardan gördüğü iyilik ve yardımlara teşekkür etmeli. Fakat iyilik edene kul köle olmak, onu karşısında ezilip büzülmek, zelil olmak doğru değildir. İyilik eden böyle bir şey beklerse, bu iyilik değil sömürü niyetidir.
İyiliklere ve yapılan yardımlara, nankörlük etmek bir kötü ahlâktır, kınanması gereken kötü bir davranıştır. Ancak müslümanı din sınırlarının dışına çıkarmaz.
Nankörlüğün İki Boyutu
Allah’ın verdiği nimetlere, yaptığı iyiliklere karşı nankörlük yapmanın da iki boyutu vardır.
Birincisi, Kuran’ın ifadesine göre inkârcıların bu nankörlükleri onların küfr etmelerinden kaynaklanıyor. ‘Küfr’ ile nankörlük farklı gibi görünse de aralarında yakınlık vardır. Nankörlük kelimesinin anlam sahası içerisinde tıpkı küfr gibi, Allah’ın yaratıcı, bütün evrenin sahibi ve canlılara ait geçim kaynaklarının yaratıcısı olduğunu, insanın sahip olduğu hayat, can, kalp, eşya gibi şeylerin Onun tarafından verildiğini inkâr etmek vardır. Bu tutum da elbette tıpkı küfre düşmek gibidir.
Kuran, Allah’ın verdiği nimetleri tanımayıp inkârcı olan azgınların cezalandırıldığını anlatmaktadır. (Sebe sûresi, 34/15-17.)
“Allah bir şehri örnek verdi: (Halkı) güvenlik ve huzur içindeydi, rızkı da her yerden bol bol gelmekteydi: fakat Allah’ın nimetlerine nankörlük etti, böylece Allah da yaptıklarına karşılık olarak, ona açlık ve korku elbisesi tattırdı.” (Nahl sûresi, 16/112.)
Ayetlerde karakterize edilen nankör tip, küfre düşen inkarcı tipidir. Böyleleri Allah’ı Rabb olarak tanımadıkları gibi rızk verici, nimet verici olarak da tanımamaktadırlar. İbadetin (kulluğun) bir diğer adı da şükürdür. İnkârcılar Allah’a şükretmeyen insanlardır. Allah’a iman, Ona ibadeti yalnızca Ona şükretmeyi gerektirir.
İnkârcılar sıkıştıkları zaman Allah’a yalvarırlar, ama biraz rahatlayınca nankörlük ederler. (İsra sûresi, 17/67.)
İkinci boyutu ise mümin olan kimselerin verilen nimetlere, yapılan iyiliklere hakkıyla şükretmemeleridir. Esasen müminler, iman ederek şükrün birinci şartına uyarlar. Ancak onlar, hayatları boyunca ibadet, dua ve şükür ifadeleriyle Allah’a karşı şükreden kul olmaya devam edeceklerdir. Müminler şükürlerinin noksanlığı ibadetlerdeki hatalarıyla, harama düşmeleriyle ortaya çıkar. Bu hatalar onları küfre götürmez ama, böyle şeyler de şükreden kullara yakışmaz.
Rabbiniz şöyle buyurmuştu: “Andolsun, eğer şükrederseniz gerçekten size (ni’metimi) artırırım ve andolsun, eğer küfrederseniz (veya nankörlük ederseniz )şüphesiz benim azabım çok şiddetlidir.” (İbrahim sûresi, 14/7.)
Etiketler : i, kufran, nankorluk, nimet