<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Ajor.Net</title>
	<atom:link href="http://www.ajor.net/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.ajor.net</link>
	<description>Bir başka WordPress blogu.</description>
	<pubDate>Fri, 29 Aug 2008 02:00:22 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Telefonun İcadı</title>
		<link>http://www.ajor.net/odev/bilim-teknoloji/telefonun-icadi</link>
		<comments>http://www.ajor.net/odev/bilim-teknoloji/telefonun-icadi#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 Aug 2008 02:00:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilim &#038; Teknoloji]]></category>

		<category><![CDATA[icadi]]></category>

		<category><![CDATA[telefonun]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[






Telefonun İcadı 14 Şubat Telefonun İcadı (1876)
Edinburg doğumlu Alexsander Graham Bell, Amerikan yurttaşlığına geçmişti ve sağır bir kıza aşıktı. Sağırlara nasıl yardımcı olabileceğini düşünüyordu. Boston Üniversitesi&#8217;nde ses fizyolojisi profesörü iken sesleri mekanik olarak yeniden üretme fikri kafasını sürekli meşgul ediyordu.
Ses dalgaları, elektrik akımına dönüştürülebilirse, o zaman elektrik akımının da bir devrenin öteki ucunda yeniden sese [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[</tr>
<tr>
<td bgcolor="#FFFFFF">
</td>
</tr>
<tr>
<td></p>
<p><strong>Telefonun İcadı 14 Şubat Telefonun İcadı (1876)</strong></p>
<p>Edinburg doğumlu Alexsander Graham Bell, Amerikan yurttaşlığına geçmişti ve sağır bir kıza aşıktı. Sağırlara nasıl yardımcı olabileceğini düşünüyordu. Boston Üniversitesi&#8217;nde ses fizyolojisi profesörü iken sesleri mekanik olarak yeniden üretme fikri kafasını sürekli meşgul ediyordu.</p>
<p>Ses dalgaları, elektrik akımına dönüştürülebilirse, o zaman elektrik akımının da bir devrenin öteki ucunda yeniden sese dönüşürülebileceğini düşünüyordu. 1876 yılıydı. Bir gün sesi taşımak üzere tasarladığı bir araçla deney yaparken, pilin asiti pantolonuna döküldü. Asistanı Thomas Watson&#8217;dan, Watson&#8217;ın binanın başka bir tarafında olduğunu bilmeden yardım istedi.<br />Bundan sonra neler olduğunu laboratuvar notlarında şöyle anlatır: &#8220;Ağızlıktan şu tümceyi söylemiştim: &#8216;Bay Watson, buraya gelin. Sizi görmek istiyorum.&#8217; Şaşılacak bir şey, ama geldi ve söylediklerimi duyup anladığını söyledi. O&#8217;ndan sözlerimi yinelemisini istedim. Harfi harfine yineledi. Sonra yer değiştirdik Watson, kitabın birinden ağızlığa birkaç bölüm okurken alıcıdan dinledim. Çıkan seslerin alıcıdan geldiğine hiç kuşku yoktu. Duyulan ses yüksek, ama anlaşılmaz ve boğuktu. Ne söylendiğini çıkaramadım, ama rastgele bazı sözcükler çok açıktı; en sonunda da çok açık ve anlaşılır biçimde &#8220;Bay Bell, söylediklerimi anladınız mı&#8221; tümcesi duyuldu.<br />Bell, bir yıl sonra telefonun patentini aldı. Birkaç ay sonra Bağımsızlık Bildirgesi&#8217;nin yayımlanışının 100. yıl kutlamalarının en coşkulu günleriydi. Konuk Brezilya İmparatoru 2.Pedro, &#8220;Bu konuşuyor&#8221; diye haykırarak onu bütün dünyaya duyurdu.<br />Telefon bulunduğu sıralarda, Amerikalı bir belediye başkanı &#8220;Bir gün her kentte bir tane olacak&#8221; dediğinde cüretkar bir öngörü sayıldı. İngiltere&#8217;de de Postane Başmühendisi Sir William Preece, bir halk komitesinde, &#8220;Amerikalıların telefona ihtiyaçları var, ama bizim yok. Bizim elimizde bir yığın haberci çocuk var&#8221; dedi.<br />Arthur C. Clarke, yirminci yüzyılın sonlarından önce dünyadaki her köyde değil, her evde bir telefon olacağını daha o günden tahmin etmişti.<br />Thomas Edison, telefonu geliştirdi, gramofonun habercisi olan fonografı buldu. Joe Nickell, bu şeyin kolay kabul görmediğini şöyle anlatır: &#8220;1878&#8242;de, Fransız Bilimler Akademisi&#8217;nin üyeleri Du Moncel&#8217;in, Thomas Edison&#8217;un son buluşu ile ilgili olarak gerçekleştireceği bir gösteriye tanıklık etmek için toplanmışlardı. Toplantıya ünlü fizikçi Jean Bouilland da katılmıştı. Küçük, ilkel fonograf konuşmaya başladığı sırada (Du Moncel&#8217;in biraz önce söylediği sözleri yanlışsız yinelerken) 82 yaşındaki Bouilland, fizikçinin üzerine atılıp boğazına sarıldı.<br />&#8220;Seni sefil!&#8221; diye bağırdı.&#8221;Bir vantroluğun hileleriyle bize aldatmak istemeye nasıl cüret edersin! &#8220;Bouilland, bir tek insanların konuşabildiğini, makinelerin konuşamayacağını &#8220;kavramış&#8221; biriydi!&#8221;<br />Maxwel&#8217;in konuyla ilgili makalesi aslında 1865 yılında yayınlanmıştı.<br />Maxwel&#8217;in Elektromanyetik Dalga Kuramı, büyük bir düşünsel başarıydı ama bazı İngiliz ve Avrupalı bilim adamlarının fazlaca ilgisini çekmemişti. Makalesinin yayınlanışından tam 23 yıl sonra 1887 yılında Alman fizikçi Heinrich Hertz (1857-1894), elektromanyetik dalgaların varlığını denel olarak kanıtladı.<br />Hertz, bunu başarabilmek için, dalgaları yayan bir verici ve bir alıcı yapmıştı. Böylelikle dalgaların iddia edildiği gibi hareket ettiklerini kanıtlayabilecekti; ama o zamanların iyi donanımlı laboratuvarlarının çoğunda bulunabilecek basit elektrikli teçhizatı kullanmıştı.<br />Hertz&#8217;in vericisi, aküyle çalışan bir endüksiyon bobiniydi; yani günümüz otomobillerinde bulunan ateşleme bobinine (kontakt) benzeyen ve ayarlanabilir bir kıvılcım boşluğu bulunan bir kıvılcım veya endüksiyon bobiniydi. Ayrıca vericinin üzerinde çift kutuplu anten olarak işlev gören iki tane düz metal plaka bulunuyordu.<br />Hertz&#8217;in alıcısı küçük bir boşlukla ayrılmış bir tel devreydi. Vericilerin boşluğundaki salınım yükü, Uzay&#8217;da ışıyan elektromanyetik dalgalar, alıcıya ulaşırken, telde bulunan sabit elektronların hareket etmesine ve devredeki boşlukta bir kıvılcımın oluşmasına neden oluyordu.<br />Sonuçta, Hertz&#8217;in laboratuvarında kıvılcımlı telsiz telgraf sistemi doğmuş oldu. Üzerinde yapılacak önemsiz değişikliklerle Hertz&#8217;in cihazı, kodlu mesajlar gönderebilecek bir biçime dönüştürülebilrdi. Ama ne var ki Hertz, iletişim teknolojisiyle ilgilenmiyordu.<br />Sonuçta o, Maxwell&#8217;in kuramsal çalışmasının önemli bir kısmını deneylerle doğrulayan bir bilim adamıydı. Hertz&#8217;in yaptığı deneyleri açıklayan popüler, çağdaş yorumlar, bu deneylerin olası pratik kullanımlarından söz ediliyordu; ama Hertz, araştırmasının bu yönüne ilişkin olarak hiçbir yorumda bulunmadı.<br />Bu sıralarda İngiltere&#8217;de Sir Oliver Lodge (1851-1940) da benzer çalışmalar yapıyordu. Bu çalışmaların aksayan yanları bulunmasına karşın, Hertz, telsiz dalgalarının, telgrafın keşfinde ilk adımları yansıtır.<br />Hertz ve Lodge, verici ve alıcı cihazları belirli bilmsel ilkeleri kanıtlamak amacıyla yapmışlardı; ama yine de Lodge, Alman meslektaşına kıyasla, teknolojik sorunlarla daha fazla ilgileniyordu. Sözgelimi, elektrik dalgaları üzerine yaptığı araştırma, fırtınalı havalar sırasında yeterli koruma sağlayamayan yıldırımsavarların gelişkin hale getirilmesine yönelik bir araştırmadan türemişti.<br />Uygulamaya yönelik ilgisine ve elektromanyetik ışıma hakkındaki üstün bilgisine rağmen Lodge, telsiz telgraf düşüncesine ilk yönelenlerden birisi olamadı.<br />1892 yılında bir başka İngiliz fizikçi (tabi ki o da bir Sir), Sir William Crookes, popüler bir bilim dergisinde, Hertz&#8217;in keşfettiği dalgaların mucizelerini öven bir makale yazmıştı. Crookes&#8217;in kehanetlerine göre bu dalgalar, gelecekte hava koşullarının kontrol edilmesini, daha iyi ürünler yetiştirilmesini, aktarım telleri kullanmaksızın evlerin aydınlatılmasını sağlayacaktı; o sıralarda ise tellere, direklere, kablolara veya pahalı aletlere gerek duymayan bir telgraf sisteminin yaratılmasında kullanılabilirlerdi.<br />Tarihçi Hugh G.J.Aitken ise, 1892 yılının telsizle iletişimin gelişiminde bir sınır çizdiğine inanıyor. Önceleri, elektromanyetik dalgalar üzerine yapılan deneyler, Maxwell Kuramı&#8217;nı geçerli kılma amacını güdüyordu. Ama 1892 yılından sonra deney yapan kişiler, sinyal gönderme sistemlerine, yeni cihazların geliştirilmesine veya icat edilmesine ve bilimsel makaleler yerine, patent başvuruları gerektiren ticari gelişmelere yöneldiler.<br />Lodge, 1894 yılında İngiliz Bilim Geliştirme Derneği&#8217;nin yıllık toplantısında, icat ettiği vericiyi tanıttı. Yaklaşık 55 metrelik bir uzaklığa, mors alfabesiyle sinyaller gönderdi ve telsiz telgrafın sunacağı olanakları anlattı. O sıralarda Lodge, telsizle iletişim konusunda bilimsel ve teknolojik gelişmeleri yakından takip ediyordu ve bu alandaki bilgisi oldukça fazlaydı.<br />Bunun yanısıra, bu konunun gelecekte çok büyük bir etkiye sahip olacak yönleri üzerinde de çalışmalarda bulunuyordu ki bunlar arasında en önemlisi &#8217;seçici akort&#8217; tu. Bu buluş, telsizle iletişimden yararlanan kişilerin daha düşük frekanslarda haberleşmelerini sağlayacak ve böylelikle başka sinyallerin araya girmesini engelleyecekti.<br />Maxwell, 19. yüzyılın büyük öncülerinden biridir. Bir gazın sıcaklığının o gazın molekülleriyle ilişkisini açıkladı ve &#8220;gazların kinetik kuramı&#8221; nın oluşmasında belirleyici rol oynadı. Aynı matemaktiksel hünerini, elektrik ve manyetizma olayları arasındaki ilişkiyi açıklayan denklemleri kurarken de kullandı. O, gerçek bir araştırmacıydı. Mekanik ve astronomi ile de ilgilendi. 1861 yılında renkli fotoğrafı ilk olarak o çekti.</p>
<p></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ajor.net/odev/bilim-teknoloji/telefonun-icadi/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Hilmi YARAYICI kimdir ?</title>
		<link>http://www.ajor.net/odev/muzik/hilmi-yarayici-kimdir</link>
		<comments>http://www.ajor.net/odev/muzik/hilmi-yarayici-kimdir#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 Aug 2008 02:00:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>

		<category><![CDATA[hilmi]]></category>

		<category><![CDATA[kimdir]]></category>

		<category><![CDATA[yarayici]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[






Hilmi YARAYICI
Antakya-Hatay&#8217;da doğdu. İlk, orta ve lise ögrenimini Antakya&#8217;da tamamladı. 1988-1995 yılları arasında Grup Yorum adlı müzik topluluğunda yer aldı; konserlere çıktı, grupla beraber albüm çalışmaları yaptı.
1993 yılında İTÜ Türk Müziği Devlet Konservatuarı&#8217;na girdi. İTÜ Çoksesli Batı Müziği korosunda yer aldı». Konservatuar öncesi ve sonrasında opera hocalarından şan (ses eğitimi) dersleri aldı.
Halen bir devlet lisesinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[</tr>
<tr>
<td bgcolor="#FFFFFF">
</td>
</tr>
<tr>
<td></p>
<p>Hilmi YARAYICI</p>
<p>Antakya-Hatay&#8217;da doğdu. İlk, orta ve lise ögrenimini Antakya&#8217;da tamamladı. 1988-1995 yılları arasında Grup Yorum adlı müzik topluluğunda yer aldı; konserlere çıktı, grupla beraber albüm çalışmaları yaptı.</p>
<p>1993 yılında İTÜ Türk Müziği Devlet Konservatuarı&#8217;na girdi. İTÜ Çoksesli Batı Müziği korosunda yer aldı». Konservatuar öncesi ve sonrasında opera hocalarından şan (ses eğitimi) dersleri aldı.</p>
<p>Halen bir devlet lisesinde müzik öğretmeni olarak çalışan Hilmi Yarayıcı, 1999 yılında ilk solo albümü &#8220;Sürgün&#8221; ü hazırladı. Ardından Salkım Söğüt 3 ve son olarak Sevdadan Yana albümleriyle çalışmalarını devam ettirmiştir.</p>
<p></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ajor.net/odev/muzik/hilmi-yarayici-kimdir/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>PHRASAL VERBS</title>
		<link>http://www.ajor.net/odev/yabanci-dil/phrasal-verbs</link>
		<comments>http://www.ajor.net/odev/yabanci-dil/phrasal-verbs#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 Aug 2008 02:00:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Yabancı Dil]]></category>

		<category><![CDATA[phrasal]]></category>

		<category><![CDATA[verbs]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[






&#160;
PHRASAL VERBSSeperable (Ayrılabilir) Phrasal Verbs
Nesne, phrasal verbs &#8216; den sonra gelebilir, veya cümleyi iki kısma ayırabilir.&#8226; You have to do this paint job over. (Bu boyamayı tekrar yapman gerekir.)&#8226; You have to do over this paint job.Aşağıdaki Phrasal verbs&#8217;lerin nesnesi zamir olduğunda, bu iki kısmın ayrılması gerekir
blow up:Patlamak, havaya uçurmakThe terrorists tried to blow up [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[</tr>
<tr>
<td bgcolor="#FFFFFF">
</td>
</tr>
<tr>
<td>
&nbsp;</p>
<p>PHRASAL VERBS<br />Seperable (Ayrılabilir) Phrasal Verbs</p>
<p>Nesne, phrasal verbs &#8216; den sonra gelebilir, veya cümleyi iki kısma ayırabilir.<br />&#8226; You have to do this paint job over. (Bu boyamayı tekrar yapman gerekir.)<br />&#8226; You have to do over this paint job.<br />Aşağıdaki Phrasal verbs&#8217;lerin nesnesi zamir olduğunda, bu iki kısmın ayrılması gerekir</p>
<p>blow up:Patlamak, havaya uçurmak<br />The terrorists tried to blow up the railroad station.<br />&#8220;Teröristler demiryolu istasyonunu havaya uçurmaya çalıştılar.&#8221;</p>
<p>bring up:Bir konudan bahsetmek<br />My mother brought up that little matter of my prison record again.<br />&#8220;Annem, o kadar da önemli olmayan sabıka kaydımdan bahsetti.&#8221;</p>
<p>bring up:Çocuk yetiştirmek.<br />It isn&#8217;t easy to bring up children nowadays.<br />&#8220;Bu günlerde çocuk yetiştirmek kolay değil.&#8221;</p>
<p>call off: İptal etmek<br />They called off this afternoon&#8217;s meeting<br />&#8220;Öğleden sonraki toplantıyı iptal ettiler.&#8221;<br />do over Bir işi tekrar etmek Do this homework over.<br />&#8220;Bu ödevi tekrar yap.&#8221;</p>
<p>fill out : Bir formu doldurmak<br />Fill out this application form and mail it in.<br />&#8220;Bu başvuru formunu doldur ve postala.&#8221;</p>
<p>fill up: Tamamen-ağzına kadar doldurmak<br />She filled up the grocery cart with free food.<br />&#8220;Sepeti tamamen, bedava yiyecekle doldurdu.&#8221;</p>
<p>find out: öğrenmek<br />My sister found out that her husband had been planning a surprise party for her.<br />&#8220;Kız kardeşim kocasının onun için sürpriz bir parti düzenlediğini öğrendi.&#8221;</p>
<p>give away: Birisine bir şeyi bedava vermek<br />The filling station was giving away free gas.<br />&#8220;Benzin istasyonu bedava gaz veriyordu.&#8221;</p>
<p>give back:Bir şeyi geri vermek<br />My brother borrowed my car. I have a feeling he&#8217;s not about to give it back.<br />&#8220;Erkek kardeşim arabamı ödünç aldı.Arabayı geri vermeyeceğini düşünüyorum.&#8221;</p>
<p>hand in: Bir şeyi onaylamak (ödev yapmak) The students handed in their papers and left the room.<br />&#8220;Öğrenciler, ödevlerini tamamladılar ve sınıftan çıktılar.&#8221;</p>
<p>hang up: Telefonu kapatmak<br />She hung up the phone before she hung up her clothes.<br />&#8220;Kıyafetini asmadan önce telefonu kapadı.&#8221;</p>
<p>hold up: Geciktirmek<br />I hate to hold up the meeting, but I have to go to the bathroom.<br />&#8220;Toplantıyı geciktirmekten hiç hoşlanmıyorum ama lavaboya gitmem gerekiyor.&#8221;</p>
<p>hold up (2): soymak<br />Three masked gunmen held up the Security Bank this afternoon.<br />&#8220;Üç maskeli ve silahlı adam Güvenlik Bankasını bu öğleden sonra soydular.&#8221;</p>
<p>leave out: Atlamak, çıkarmak, savsaklamak<br />You left out the part about the police chase down.<br />(Polisin kovalamasıyla ilgili bölümü atladın.)</p>
<p>look over: incelemek, kontrol etmek<br />The lawyers looked over the papers carefully before questioning the witness. (They looked them over carefully.)<br />&#8220;Avukatlar tanıkları sorgulamadan önce evrakları dikkatlice incelediler.&#8221;</p>
<p>look up: Bir listenin içinde aramak<br />You&#8217;ve misspelled this word again. You&#8217;d better look it up.<br />&#8220;Bu kelimeyi yine yanlış yazdın.Doğru yazılımına baksan iyi olacak.&#8221;</p>
<p>make up: Bir hikaye veya yalan uydurmak<br />She knew she was in trouble, so she made up a story about going to the movies with her friends.<br />&#8220;Başının belada olduğunun farkındaydı bu yüzden arkadaşlarıyla sinemaya gittiğini uydurdu.&#8221;</p>
<p>make out: Duymak, algılamak<br />He was so far away, we really couldn&#8217;t make out what he was saying.<br />&#8220;O kadar uzaktaydı ki onun ne söylediğini duyamadık.&#8221;</p>
<p>pick out: Seçmek<br />There were three men in the line-up. She picked out the guy she thought had stolen her purse.<br />&#8220;Sırada üç adam vardı.Cüzdanını çaldığını düşündüğü adamı seçti.&#8221;</p>
<p>pick up: Bir şeyi kaldırmak<br />The crane picked up the entire house. (Watch them pick it up.)<br />&#8220;Vinç bütün evi havaya kaldırdı.&#8221;</p>
<p>point out: Dikkat çekmek, belirtmek<br />As we drove through Paris, Francoise pointed out the major historical sites.<br />&#8220;Paris&#8217;ten arabayla geçerken, Francoise başlıca tarihi yerlere dikkatimizi çekti.&#8221;</p>
<p>put away: Saklamak<br />We put away money for our retirement. She put away the cereal boxes.<br />&#8220;Paramızı emekliliğimiz için saklıyoruz.&#8221;</p>
<p>put off: Ertelemek<br />We asked the boss to put off the meeting until tomorrow. (Please put it off for another day.)<br />&#8220;Patrondan toplantıyı yarına kadar ertelemesini rica ettik.&#8221;</p>
<p>put on : Giyinmek<br />I put on a sweater and a jacket. (I put them on quickly.)<br />&#8220;Bir süveter ve ceket giydim.&#8221;</p>
<p>put out: Söndürmek<br />The firefighters put out the house fire before it could spread. (They put it out quickly.)<br />&#8220;İtfaiyeciler yangını, bütün evi sarmadan söndürdüler.&#8221;</p>
<p>read over: Dikkatli okumak<br />I read over the homework, but couldn&#8217;t make any sense of it.<br />&#8220;Ödevi dikkatli okudum ama hiçbir şey anlamadım.&#8221;</p>
<p>set up : Düzenlemek, kurmak<br />My wife set up the living room exactly the way she wanted it. She set it up.<br />&#8220;Karım sofrayı tam istediği gibi hazırladı.&#8221;</p>
<p>take down: Not etmek<br />These are your instructions. Write them down before you forget.<br />&#8220;Unutmadan bu bilgileri bir yere not et.&#8221;</p>
<p>take off: Kıyafet çıkarmak<br />It was so hot that I had to take off my shirt.<br />&#8220;Hava öyle sıcaktı ki tişörtümü çıkartmak zorunda kaldım.&#8221;</p>
<p>talk over: tartışmak<br />We have serious problems here. Let&#8217;s talk them over like adults.<br />&#8220;Yaşadığımız ciddi problemleri tıpkı bir yetişkin gibi tartışmalıyız.&#8221;</p>
<p>throw away: atmak<br />That&#8217;s a lot of money! Don&#8217;t just throw it away.<br />&#8220;Pahalı bir şey o! Sakın atma.&#8221;</p>
<p>try on: Kıyafet denemek<br />She tried on fifteen dresses before she found one she liked.<br />&#8220;Beğendiği elbiseyi bulana kadar on beş tane kıyafet denedi.&#8221;</p>
<p>try out: denemek<br />I tried out four cars before I could find one that pleased me.<br />&#8220;İstediğim arabayı bulana kadar dört tane araba denedim.&#8221;</p>
<p>turn down: Bir şeyin sesini kısmak<br />Your radio is driving me crazy! Please turn it down.<br />&#8220;Radyonun yüksek sesi beni rahatsız ediyor.Lütfen biraz sesini kıs.&#8221;</p>
<p>turn down (2): Reddetmek, geri çevirmek<br />He applied for a promotion twice this year, but he was turned down both times.<br />&#8220;Bu yıl iki kez terfi etmek için talepte bulundu ama her defasında geri çevrildi.&#8221;</p>
<p>turn up: Bir şeyin sesini yükseltmek<br />Grandpa couldn&#8217;t hear, so he turned up his hearing aid.<br />&#8220;Büyük babam duyamadığı için kulaklığının sesini açtı.&#8221;</p>
<p>turn off: Elektriği kapamak<br />We turned off the lights before anyone could see us.<br />&#8220;Kimse bizi görmeden ışığı söndürdük.&#8221;</p>
<p>turn off (2): Mide bulandırmak, tiksindirmek<br />It was a disgusting movie. It really turned me off.<br />&#8220;O kadar kötü filmdi ki midem bulandı.&#8221;</p>
<p>turn on: Elektriği açmak<br />Turn on the CD player so we can dance.<br />&#8220;CD çaları açta dans edelim.&#8221;</p>
<p>use up: boşaltmak<br />The gang members used up all the money and<br />went out to rob some more banks.<br />&#8220;Gangsterler bütün parayı boşalttılar ve birkaç banka daha soymak için gittiler.&#8221;</p>
<p>Inseperable (ayrılmaz) Phrasal Verbs<br />Transitive (Geçişli)<br />Aşağıdaki phrasal verbs &#8216; ler ile asıl eylem cümlede birlikte yer aldığı edatlardan (veya diğer kısımlardan) ayrılamaz :&#8221;Who will look after my estate when I&#8217;m gone?&#8221; &#8220;Ben yokken evime kim bakacak?</p>
<p>call on : Ezbere okumak<br />The teacher called on students in the back row.<br />(Öğretmen arka sıradaki öğrencilerin isimlerini ezbere söyledi.)</p>
<p>call on (2): Ziyaret etmek<br />The old minister continued to call on his sick parishioners.<br />&#8220;Eski başkan, hasta kilise cemiyeti üyelerini ziyaret etmeye devam etti.&#8221;</p>
<p>get over:Bir hastalığı atlatmak veya bir hayal kırıklığının üstesinden gelmek<br />I got over the flu, but I don&#8217;t know if I&#8217;ll ever get over my broken heart.<br />&#8220;Nezleyi atlattım ama kırılan kalbimi onarabilecek miyim, hiç bilmiyorum.&#8221;</p>
<p>go over: Yeniden incelemek, gözden geçirmek<br />The students went over the material before the exam. They should have gone over it twice.<br />&#8220;Öğrenciler sınavdan önce konuları tekrar gözden geçirdiler. İki kez bakmalıydılar..&#8221;</p>
<p>go through: tüketmek<br />They country went through most of its coal reserves in one year. Did he go through all his money already?<br />&#8220;Ülkeleri, bir yıl içinde en çok, kömür rezervlerini tüketti.<br />Bütün parasını şimdiden harcadı mı?&#8221;</p>
<p>look after: İlgilenmek, bakmak<br />My mother promised to look after my dog while I was gone.<br />&#8220;Annem ben yokken köpeğime bakacağına söz verdi.&#8221;</p>
<p>look into: Araştırmak, incelemek<br />The police will look into the possibilities of embezzlement.<br />&#8220;Polis zimmete para geçirme olasılıklarını araştıracak.&#8221;</p>
<p>run across: rastlamak<br />I ran across my old roommate at the college reunion.<br />&#8220;Eski oda arkadaşımla kolej yemeğinde karşılaştım.&#8221;</p>
<p>run into: Karşılaşmak, rast gelmek<br />Carlos ran into his English professor in the hallway.<br />&#8220;Carlos İngilizce profesörüyle koridorda karşılaştı.&#8221;</p>
<p>take after: benzemek<br />My second son seems to take after his mother.<br />&#8220;Ortanca oğlum annesine benziyor.&#8221;</p>
<p>wait on: Servis yapmak<br />It seemed strange to see my old boss wait on tables.<br />&#8220;Eski patronumu masalara servis yaparken görmek çok tuhaftı.&#8221;</p>
<p>Üç Kelimeden Oluşan Phrasal Verbs (Geçişli)</p>
<p>Aşağıdaki phrasal verbs &#8216; ler de üç kısım göreceksiniz : &#8220;My brother dropped out of school before he could graduate.&#8221; &#8220; Erkek kardeşim mezun olamadan okulu bıraktı.&#8221;</p>
<p>break in on: Bir sohbeti bölmek<br />I was talking to Mom on the phone when the operator broke in on our call.<br />&#8220;Operatör konuşmamızı kestiği zaman telefonda annemle konuşuyordum.&#8221;</p>
<p>catch up with: Yakın olmak<br />After our month-long trip, it was time to catch up with the neighbors and the news around town.<br />&#8220;Aylar süren yolculuğumuzdan sonra, komşulara ve kasaba çevresine yakın olup onlardan haber almanın vakti gelmişti.&#8221;</p>
<p>check up on: İncelemek, kontrol etmek<br />The boys promised to check up on the condition of the summer house from time to time.<br />&#8220;Çocuklar yazlığa zaman, zaman bakmak için söz verdiler.&#8221;</p>
<p>come up with: Bağışta bulunmak<br />After years of giving nothing, the old parishioner was able to come up with a thousand-dollar donation.<br />&#8220;Eski kilise cemiyeti üyesi bin dolarlık bir bağış yaptı. Yıllardır hiçbir bağışta bulunmamıştı.&#8221;</p>
<p>cut down on: Kesmek, azaltmak<br />We tried to cut down on the money we were spending on entertainment.<br />&#8220;Eğlenceye harcadığımız parayı azaltmaya çalıştık.&#8221;</p>
<p>drop out of: Sınıfta kalmak<br />I hope none of my students drop out of school this semester.<br />&#8220;Umarım öğrencilerimin hiç biri bu sömestr sınıfta kalmaz.&#8221;</p>
<p>get along with: İyi anlaşmak<br />I found it very hard to get along with my brother when we were young.<br />&#8220;Erkek kardeşimle anlaşmak, küçükken daha zordu.&#8221;</p>
<p>get away with: Bir işten sıyrılmak<br />Janik cheated on the exam and then tried to get away with it.<br />&#8220;Janik sınavda kopya çektiği halde bu işten sıyrılmaya çalıştı.&#8221;</p>
<p>get rid of: kurtulmak<br />The citizens tried to get rid of their corrupt mayor in the recent election.<br />&#8220;Vatandaşlar son seçimlerde fırsatçı belediye başkanından kurtulmaya çalıştı.&#8221;</p>
<p>get through with: bitirmek<br />When will you ever get through with that program?<br />&#8220;Bu programı ne zaman bitiriceksin?&#8221;</p>
<p>keep up with: Geri kalmamak<br />It&#8217;s hard to keep up with the Joneses when you lose your job!</p>
<p>look forward to: Dört gözle beklemek<br />I always look forward to the beginning of a new semester.<br />&#8220;Yeni sömestrin başlamasını her zaman dört gözle beklerim.&#8221;</p>
<p>look down on: Hor görmek, küçümsemek<br />It&#8217;s typical of a jingoistic country that the citizens look down on their geographical neighbors.<br />Komşularını, tipik ırkçı ülke vatandaşları küçümserler.</p>
<p>look in on: Birini ziyaret etmek<br />We were going to look in on my brother-in-law, but he wasn&#8217;t home.<br />&#8220;Kayınbiraderimi ziyaret edecektik ama evde yoktu.&#8221;</p>
<p>look out for: Önce davranmak, tahmin etmek<br />Good instructors will look out for early signs of failure in their students<br />&#8220;İyi eğitimciler öğrencilerinin yapacakları hataları önceden görürler.&#8221;</p>
<p>look up to: Saygı göstermek<br />First-graders really look up to their teachers.<br />&#8220;Eski nesil, öğretmenlerine gerçekten saygı gösterirler.&#8221;</p>
<p>make sure of: Doğrulamak, emin olmak<br />Make sure of the student&#8217;s identity before you let him into the classroom.<br />&#8220;Öğrencilerinizi sınıfa almadan önce, kimliklerinin doğru olduğundan emin olun.&#8221;</p>
<p>put up with: Hoşgörü göstermek<br />The teacher had to put up with a great deal of nonsense from the new students.<br />&#8220;Öğretmen yeni öğrencilerin bütün saçmalıklarını hoş görmek zorunda kaldı.&#8221;</p>
<p>run out of: tükenmek<br />The runners ran out of energy before the end of the race.<br />&#8220;Koşucuların dirençleri, yarışın sonuna gelmeden tükenmişti.&#8221;</p>
<p>take care of: İlgilenmek, sorumlu olmak<br />My oldest sister took care of us younger children after Mom died.<br />&#8220;Ablam, annem öldükten sonra bize, daha küçük çocuklara baktı.&#8221;</p>
<p>talk back to: Kaba bir şekilde cevap vermek<br />The star player talked back to the coach and was thrown off the team.</p>
<p>think back on: Yad etmek, anmak<br />I often think back on my childhood with great pleasure.<br />&#8220;Çocukluğumu sık, sık büyük bir mutlulukla anarım.&#8221;</p>
<p>walk out on: Terk etmek, başından atmak<br />Her husband walked out on her and their three children.<br />&#8220;Kocası onu ve üç çocuğunu terketti.&#8221;</p>
<p>Intransitive (Geçişsiz) Phrasal Verbs</p>
<p>Aşağıdaki phrasal verbs &#8216; ler nesne almazlar. &#8220;Once you leave home, you can never really go back again.&#8221; &#8220;Evden bir kez ayrılırsan, bir daha asla geri dönemezsin.&#8221;</p>
<p>break down: bozulmak<br />That old Jeep had a tendency to break down just when I needed it the most.<br />&#8220;Eski cipim, ona en ihtiyacım olduğu zamanda bozuldu.&#8221;</p>
<p>catch on: tutmak<br />Popular songs seem to catch on in California first and then spread eastward.<br />&#8220;Popüler şarkılar önce California da tutar daha sonra doğuya doğru yayılır.&#8221;</p>
<p>come back: Geri dönmek<br />Father promised that we would never come back to this horrible place.<br />&#8220;Babam, bu berbat yere bir daha dönmeyeceğimize söz verdi.&#8221;</p>
<p>come in: girmek<br />They tried to come in through the back door, but it was locked.<br />&#8220;Arka kapıdan girmeyi denediler ama kapı kilitliydi.&#8221;</p>
<p>come to: Şuuru yerine gelmek<br />He was hit on the head very hard, but after several minutes, he started to come to again.<br />&#8220;Kafasını çok kötü çarptı ama birkaç dakika sonra bilinci yerine gelmeye başladı.&#8221;</p>
<p>come over: Ziyaret etmek<br />The children promised to come over, but they never do.<br />&#8220;Çocuklar ziyaret edeceklerine söz verdiler ama hiç gelmiyorlar.&#8221;</p>
<p>drop by: Habersiz ziyaret etmek<br />We used to just drop by, but they were never home, so we stopped doing that.<br />&#8220;Eskiden habersiz uğrardık ama onları hiç evde bulamazdık bu yüzden artık gitmiyoruz.&#8221;</p>
<p>eat out: Yemek için dışarıya çıkmak<br />When we visited Paris, we loved eating out in the sidewalk cafes.<br />&#8220;Paris&#8217;e gittiğimizde kaldırım kafelerinde yemek yemeye bayılırdık.&#8221;</p>
<p>get by : Hayatını sürdürmek<br />Uncle Heine didn&#8217;t have much money, but he always seemed to get by without borrowing money from relatives.<br />&#8220;Heine amcanın çok fazla parası yoktu ama o, akrabalarından borç almadan da her zaman hayatını sürdürürdü.&#8221;</p>
<p>get up : kalkmak<br />Grandmother tried to get up, but the couch was too low, and she couldn&#8217;t make it on her own.<br />&#8220;Büyükannem ayağa kalkmaya çalıştı ama kanepe çok alçak olduğu için kendi başına kalkamadı.&#8221;</p>
<p>go back: Geri dönmek<br />It&#8217;s hard to imagine that we will ever go back to Lithuania.<br />&#8220;Litvanya&#8217;ya bir daha geri dönemeyeceğimizi düşünmek çok zor.&#8221;</p>
<p>go on: Devam etmek<br />He would finish one Dickens novel and then just go on to the next.<br />&#8220;Dickens romanının birini bitirir, hemen bir sonrakine devam ederdi.&#8221;</p>
<p>go on (2):Olmak, meydana gelmek<br />The cops heard all the noise and stopped to see what was going on.<br />&#8220;Polisler bütün gürültüyü duydu ve neler olduğuna bakmak için durdu.&#8221;</p>
<p>grow up: büyümek<br />Charles grew up to be a lot like his father.<br />&#8220;Charles tıpkı babası gibi olmak için büyüdü.&#8221;</p>
<p>keep away: Uzak durmak<br />The judge warned the stalker to keep away from his victim&#8217;s home.<br />&#8220;Yargıç, suçluyu kurbanın evinden uzak durması için ikaz etti.&#8221;</p>
<p>keep on (with gerund): Devam etmek<br />He tried to keep on singing long after his voice was ruined.<br />&#8220;Sesini iyice kaybetmeye başladıktan sonra bile şarkı söylemeye devam etmeye çalıştı.&#8221;</p>
<p>pass out: bayılmak<br />He had drunk too much; he passed out on the sidewalk outside the bar.<br />&#8220;Öyle çok içmişti ki barın önündeki kaldırıma düşüp bayıldı.&#8221;</p>
<p>show off: Gösteriş yapmak<br />Whenever he sat down at the piano, we knew he was going to show off.<br />&#8220;Piyanonun başına ne zaman otursa, gösteriş yapacağını bilirdik.&#8221;</p>
<p>show up: Varmak, ortaya çıkmak<br />Day after day, Efrain showed up for class twenty minutes late.<br />(Efrain ardı ardına derse yirmi dakika geç kalıyordu.)</p>
<p>wake up: Uyanmak<br />I woke up when the rooster crowed.<br />&#8220;Horoz öttüğünde uyandım.&#8221;</p>
<p></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ajor.net/odev/yabanci-dil/phrasal-verbs/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Düalizm</title>
		<link>http://www.ajor.net/odev/psikoloji/dualizm</link>
		<comments>http://www.ajor.net/odev/psikoloji/dualizm#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 Aug 2008 02:00:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>

		<category><![CDATA[dualizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[






Düalizm 
Herhangi bir alanda birbirlerine indirgenemeyen iki karşıt ilkenin varlığını ileri sürme&#8230; Bircilik ve çokçuluk terimleri karşılığıdır.
Felsefe alanında ilk dualist, antikçağ Yunan düşünürü Anaksagoras&#8217;tır. Anaksagoras, özdekle ruhu kesin olarak birbirinden ayırıyor ve sonsuza kadar da birbirlerinden ayrı kalacaklarını söylüyordu. Anaksagoras&#8217;ın nus adını verdiği bir ruh özdeksel yapıdadır ama yaratan olmak bakımından yaratanın karşısında bulunmakla, beraber [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[</tr>
<tr>
<td bgcolor="#FFFFFF">
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Düalizm </p>
<p>Herhangi bir alanda birbirlerine indirgenemeyen iki karşıt ilkenin varlığını ileri sürme&#8230; Bircilik ve çokçuluk terimleri karşılığıdır.</p>
<p>Felsefe alanında ilk dualist, antikçağ Yunan düşünürü Anaksagoras&#8217;tır. Anaksagoras, özdekle ruhu kesin olarak birbirinden ayırıyor ve sonsuza kadar da birbirlerinden ayrı kalacaklarını söylüyordu. Anaksagoras&#8217;ın nus adını verdiği bir ruh özdeksel yapıdadır ama yaratan olmak bakımından yaratanın karşısında bulunmakla, beraber birbirine indirgenemeyen temelli bir ikilik meydana getirir.</p>
<p>Fransız düşünür Descartes de evrendeki bütün gerçeklikleri birbirine indirgenemeyen ruh ve özdek ikiliğinde toplar. Dualizm, temelde tanrılık yer (öte dünya) ile insanlık yer (dünya) ayrımını ileri süren dinsel ikicilikten yansımıştır ve evrenin özdeksel birbirini yadsıyan gerici bir görüştür. Dualistlerin tümü idealisttir, çünkü özdensel yapının karşısında bir de ruhsal yapı olduğunu kabul ederler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ajor.net/odev/psikoloji/dualizm/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Endeterminizm</title>
		<link>http://www.ajor.net/odev/psikoloji/endeterminizm</link>
		<comments>http://www.ajor.net/odev/psikoloji/endeterminizm#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 Aug 2008 02:00:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>

		<category><![CDATA[endeterminizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[






Endeterminizm 
Hadiselerin sebepsiz meydana gelemeyeceğini, dünyada mutlak bir başlangıcı, hür bir iradenin yeri olamayacağını kabul eden determinizmin karşıtı olan görüş.
Ahlakta endeterminizm, insan iradesinin hiçbir şarta bağlı olmadığını, içinde bulunduğu şartlarla belirlenmediğini, insanın hür iradesinin sebeplilik kanununa bağlı olmadığını ileri sürer.
Eklektisizm Nedir?(Seçmecilik)
Farklı düşünce sistemlerinden seçilen öğretilerin ayrı bir sistem içinde birleştirilmesi. Eklektizm, öğretilerin alındığı sistemlerin bütününü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[</tr>
<tr>
<td bgcolor="#FFFFFF">
</td>
</tr>
<tr>
<td>
Endeterminizm </p>
<p>Hadiselerin sebepsiz meydana gelemeyeceğini, dünyada mutlak bir başlangıcı, hür bir iradenin yeri olamayacağını kabul eden determinizmin karşıtı olan görüş.</p>
<p>Ahlakta endeterminizm, insan iradesinin hiçbir şarta bağlı olmadığını, içinde bulunduğu şartlarla belirlenmediğini, insanın hür iradesinin sebeplilik kanununa bağlı olmadığını ileri sürer.</p>
<p>Eklektisizm Nedir?<br />(Seçmecilik)</p>
<p>Farklı düşünce sistemlerinden seçilen öğretilerin ayrı bir sistem içinde birleştirilmesi. Eklektizm, öğretilerin alındığı sistemlerin bütününü benimsemediği gibi, aralarındaki çözümleme amacını da gütmez. Dolayısıyla, düşünce sistemlerini birleştirme ya da uzlaştırma yöntemi olan sinkretizmden farklıdır.</p>
<p>Fransız düşünürü Victor Cousin, eklektizm yönteminden bir felsefe okulu kurmuştur. Cousin&#8217;in eklektizm öğretisi Platon&#8217;u, Kant&#8217;ı ve İskoçyalıları kaynaştırır.</p>
<p>Soyut düşünce düzeyinde her sistemin öğretileriyle ayrılmaz bir bütün oluşturduğu kabul edilirse, eklektizm, farklı sistemlerden keyfi olarak seçilen öğretilerin bir araya getirilmesinden doğacak tutarsızlıklar yüzünden eleştirilebilir. Ama uygulamada eklektik bakış açısı birçok bakımdan yararlı olabilir.</p>
<p>Bir devlet adamı kadar bir felsefeci de, ilkesel olarak değil, karşıt tarafların öne sürdüğü görüşlerin gerçek değerlerini gördüğü için eklektik olabilir. Bu tür bir eğilim, sistemler yeniliklerini yitirdiğinde ya da tarihsel koşulların ve bilginin değişmesiyle sistemlerin yetersizlikleri ortaya çıktığında görülür.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ajor.net/odev/psikoloji/endeterminizm/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Epistemoloji nedir?</title>
		<link>http://www.ajor.net/odev/psikoloji/epistemoloji-nedir</link>
		<comments>http://www.ajor.net/odev/psikoloji/epistemoloji-nedir#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 Aug 2008 02:00:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>

		<category><![CDATA[epistemoloji]]></category>

		<category><![CDATA[nedir]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[






&#160;
Epistemoloji nedir?
İnsan bilgisinin yapısını ve geçerliliğini inceleyen felsefe dalı.
Bilgi felsefesi ile mantık arasında temel bir ayrım vardır. Mantık, geçerli usavurmanın biçimsel yapısını inceler ve geçerli çıkarımın ilkelerini ortaya koyar. Epistemoloji ise her türlü bilme ediminin yapısıyla ilgilenir. Epistemoloji, etik, toplumbilim ve din felsefesi gibi disiplinlerle sürekli iletişim halindedir.
Genellikle bilen bir özne ile, bilinen bir özne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[</tr>
<tr>
<td bgcolor="#FFFFFF">
</td>
</tr>
<tr>
<td>
&nbsp;</p>
<p>Epistemoloji nedir?</p>
<p>İnsan bilgisinin yapısını ve geçerliliğini inceleyen felsefe dalı.</p>
<p>Bilgi felsefesi ile mantık arasında temel bir ayrım vardır. Mantık, geçerli usavurmanın biçimsel yapısını inceler ve geçerli çıkarımın ilkelerini ortaya koyar. Epistemoloji ise her türlü bilme ediminin yapısıyla ilgilenir. Epistemoloji, etik, toplumbilim ve din felsefesi gibi disiplinlerle sürekli iletişim halindedir.</p>
<p>Genellikle bilen bir özne ile, bilinen bir özne arasındaki ilişki olarak incelenen bilgi sürecinin bu iki öğesine farklı anlam ve ağırlıkların verilmesi tarih boyunca farklı bilgi felsefesi anlayışlarını doğurmuştur. Daha çok nesneye ağırlık veren anlayışlar gerçekçi (realist) özneye ağırlık verenler ise idealist olarak nitelenir. Gerçekçi yaklaşım bilginin, nesnesinin dış dünyada gerçekten var olduğunu, idealist yaklaşım ise bilginin, ağırlıklı olarak öznenin kurduğu ve gerçekte var olmayan nesnelere yöneldiğini savunur. Bilgi felsefesinin, bu karşıtlık içinde, ortaya çıkan temel sorunu, dış dünyanın gerçekliğidir; bu çerçevede bilgi felsefesi metafizikle yakın ilişki içindedir. Bilginin nesnesinin, gerçek olup olmadığı, bilgi içeriğinin dış gerçeklikte bir karşılığının bulunup bulunmadığı, bilmen dünya ile kendi başına, bilgiden bağımsız var olan dünyanın birbirlerine ne, ölçüde uyduğu, aynı temel sorun çerçevesinde irdelenen öteki sorunlardır.</p>
<p></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ajor.net/odev/psikoloji/epistemoloji-nedir/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Konfüçyüs &#8216;ün Yönetimi</title>
		<link>http://www.ajor.net/odev/psikoloji/konfucyus-8216un-yonetimi</link>
		<comments>http://www.ajor.net/odev/psikoloji/konfucyus-8216un-yonetimi#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 Aug 2008 02:00:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>

		<category><![CDATA[8216un]]></category>

		<category><![CDATA[konfucyus]]></category>

		<category><![CDATA[yonetimi]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[







Konfüçyüs &#8216;ün Yönetimi 
Konfüçyüs, Hükümdar&#8217;ın isteği üzerine bir süre için şehrin yönetimindeolmayı kabul etti.
Yedi gün izledi. Yedinci gün yüksek memur Şao-Çeng&#8217;i idam ettirdi,cesedin üç gün açıkta kalmasını emretti. Öğrencileri çok şaşırdılar,yanına gittiler, sordular :
&#8220;Şao-Çeng bu şehirde hatırlı ve kuvvetli bir adamdı. Şimdi şehrin yönetimini aldıktan sonra ilk işiniz onu astırmak oldu. Bu yaptığınız doğru mudur. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[</tr>
<tr>
<td bgcolor="#FFFFFF">
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>
Konfüçyüs &#8216;ün Yönetimi </p>
<p>Konfüçyüs, Hükümdar&#8217;ın isteği üzerine bir süre için şehrin yönetiminde<br />olmayı kabul etti.</p>
<p>Yedi gün izledi. Yedinci gün yüksek memur Şao-Çeng&#8217;i idam ettirdi,<br />cesedin üç gün açıkta kalmasını emretti. Öğrencileri çok şaşırdılar,<br />yanına gittiler, sordular :</p>
<p>&#8220;Şao-Çeng bu şehirde hatırlı ve kuvvetli bir adamdı. Şimdi şehrin yönetimini aldıktan sonra ilk işiniz onu astırmak oldu. Bu yaptığınız doğru mudur. Bildiğimiz kadarıyla bu adam haydutluk, hırsızlık yapmamıştı&#8230;&#8221;</p>
<p>Konfüçyüs &#8220;yaptığımın nedenlerini size anlatayım&#8221; dedi ve anlattı :</p>
<p>&#8220;Dünyada beş ağır suç vardır. Haydutluk ve hırsızlık bunların arasında değildir, daha sonra gelirler.</p>
<p>Bu beş suç şunlardır :</p>
<p>Birincisi uyumsuz ve asi bir tabiatla birlikte gözüpeklik;</p>
<p>İkincisi aşağı bir hayat tarzıyla birlikte inatçılık;</p>
<p>Üçüncüsü çenesinin kuvvetli olmasıyla birlikte yalancılık;</p>
<p>Dördüncüsü herkesin ayıbını, kusurunu aklında tutmakla birlikte<br />herkesle dost geçinmek;</p>
<p>Beşincisi hak ve adalet duygusu olmamakla birlikte yaptığı<br />haksızlıkları süslü ve parlak gerekçeler arkasına gizlemek.</p>
<p>Şao-Çeng&#8217;de bunların beşi de vardı. Nereye gitse taraftar topluyor,<br />hizipler yaratabiliyordu; aldatıcı fikirlerini parlak konuşmaların<br />arkasına gizleyebiliyordu; zulmüyle adaleti tersine çevirebiliyordu.<br />Aşağılıklar birleştiği zaman ortaya çok güçlü bir kötülük çıkar. Ben de<br />şehir halkı için tasalanmak yerine bu adamı idam ettirmeyi tercih<br />ettim.&#8221;</p>
<p></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ajor.net/odev/psikoloji/konfucyus-8216un-yonetimi/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Seri Cinayet İşleyen Katiller ve Parçalama Saplantısı</title>
		<link>http://www.ajor.net/odev/psikoloji/seri-cinayet-isleyen-katiller-ve-parcalama-saplantisi</link>
		<comments>http://www.ajor.net/odev/psikoloji/seri-cinayet-isleyen-katiller-ve-parcalama-saplantisi#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 Aug 2008 02:00:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>

		<category><![CDATA[cinayet]]></category>

		<category><![CDATA[isleyen]]></category>

		<category><![CDATA[katiller]]></category>

		<category><![CDATA[parcalama]]></category>

		<category><![CDATA[saplantisi]]></category>

		<category><![CDATA[seri]]></category>

		<category><![CDATA[ve]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[






Seri Cinayet İşleyen Katiller ve Parçalama Saplantısı(Louise Coldren imzalı makale, New York Times, 14 Haziran 1995)
(Eksik Parçaya Övgü, Antoine Bello, Doğan Kitap, Ülkeler ve Polisiye, 17. Parça, sf. 84-88)
*Psikiyatr ve kriminoloji uzmanı olan Louise Coldren&#8217;in seri cinayetler işleyen katiller hakkında yazdığı birçok eser vardır. Son kitabı olan &#8216;Seri Cinayet İşleyen Katiller ve parçalama&#8217; da, yıkma [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[</tr>
<tr>
<td bgcolor="#FFFFFF">
</td>
</tr>
<tr>
<td></p>
<p>Seri Cinayet İşleyen Katiller ve Parçalama Saplantısı<br />(Louise Coldren imzalı makale, New York Times, 14 Haziran 1995)</p>
<p>(Eksik Parçaya Övgü, Antoine Bello, Doğan Kitap, Ülkeler ve Polisiye, 17. Parça, sf. 84-88)</p>
<p>*Psikiyatr ve kriminoloji uzmanı olan Louise Coldren&#8217;in seri cinayetler işleyen katiller hakkında yazdığı birçok eser vardır. Son kitabı olan &#8216;Seri Cinayet İşleyen Katiller ve parçalama&#8217; da, yıkma kavramına eğiliyor ve oradan da bu tür katillerdeki diğer bir temel eğilime yaklaşıyor: teşhircilik. Coldren teorisini Polaroitli Katil olayına uyguluyor.</p>
</p>
<p>* Seri cinayet işleyen katillerin(1) yüzde 77&#8217;si kurbanın bedenini kesme veya parçalama yöntemi kullanır. &#8216;Minneapolis Kemikçisi&#8217; denilen Nat Sheridan öldürdüğü fahişeleri parçalayıp kemiklerini çıkarıyordu. &#8216;Mobile Sütçüsü&#8217; Condrad Bercovitch, kurbanlarının organlarını eski sevgililerinin evlerine bırakıyordu. Katil işi parçalamaya kadar vardırmasa da genel olarak kurbanın bedenine öfkeyle saldırır: (2) gözlerini oyar, kulak veya parmaklarını keser; cinsel organlarını doğrar v.b.</p>
<p>* Bu özellik nasıl açıklanabilir? İlk açıklama, bu katil tipinin psikolojik olarak dayanıksız, şiddete başvuracağı önceden kestirilemeyen ve önüne geçilemeyen bir kişi olduğu şeklinde yapılır. Katilin böyle anlarda kontrolünü kaybettiği ve işi aşırılığa vardırdığı söylenir. Doğrusunu söylemek gerekirse, bu açıklama gerçeğe dayanmayan kolaycı bir açıklamadır: katillerin gayet sakin, zeki ve eylemlerinde son derece bilinçli kişiler olduğu artık biliniyor. Bu teori aynı zamanda başka temel bir sorunun da gözden kaçmasına neden olur: seri cinayet işleyen katil mantığını kaybeden biriyse, neden daha korkunç şeyler yapmıyor da sadece kurbanının bedenini parçalıyor?</p>
<p>Parçalama Doğal Sürecin İnkârıdır</p>
<p>* Bu yoldan giden bazı New Yorklu psikiyatrlar, seri cinayet işleyen katiller üzerine araştırmaları kararlı bir biçimde ilerletti. Seri cinayet işleyen katil meramını öldürerek anlatır. Normal bir kişinin düşünsel alanda üretimine, toplumsal ilişkilerine, sanata vs kanalize edebildiği arzularından ve yoksunluklarından, seri cinayetler işleyerek kurtulur. Bu varsayıma göre, cinayetteki ayrıntıları, katilin kendini diğer insanlara ifade etmesi olarak kabul edebiliriz. Peki bu koşullar altında parçalama ne anlama gelmektedir?</p>
<p>* Bize göre parçalama, doğal sürecin bir inkarını oluşturmaktadır. Katil kendini, insanı yaratan büyük mimarın yerine koyar ve kendi yaptığı işi herhangi bir biçimde bozar. Yıkarak ya da daha doğrusu, yapılanı yıkarak yeni bir şey yaratmaktadır. Bu varsayım ilgililerin açıklamalarıyla da doğrulanmaktadır. Örneğin Nat Sheridan neden kurbanlarının kemiklerini çıkardığını soran yargıca şu yanıtı vermişti: &#8216;Bu kadınlar, Sayın Yargıç, günahkardı, göklerin krallığına asla giremezlerdi. Tozun toza dönüşeceği deyimini bilirsiniz. Onların iskeletini ufaladım, onları toza dönüştürdüm, yaptığım budur, Sayın Yargıç, yaptığım budur, onları toprağa geri verdim ve o zaman Tanrı&#8217;nın sağına oturdular&#8217; (3) 1986&#8217;da Phoenix bölgesinde yedi eşcinselin bacaklarını kesen Matthew Russell da aynı şekilde şunu söylemişti: &#8216;Onlar (kurbanlar) ayakta durmayı hak etmiyordu.&#8217; Katil yaptığı işi bozar, çünkü ya yaptığı iş onu tatmin etmemiştir ya da onu ezen Tanrı&#8217;yı küçümsemektedir. (4) Ne olursa olsun, ruhsal gerginliğin giderilmesi için yıkma dürtüsünden çok, yapılmış olanı yıkma dürtüsünden söz etmek akla daha uygun olur.</p>
<p>* Bu eğilim, Polaroitli Katil&#8217;de çok net bir biçimde göze çarpıyor. Kurbanlarının farklı organlarını kesmesi, kendi gücünü bir biçimde kanıtlama olarak yorumlanmalıdır: Polaroitli Katil, herhangi bir organı alıp götürme gücüne sahip olduğunu göstermektedir. Ruhsal gerginliklerine katlanamamakta, onları yönetmektedir. Otopsi sonuçları da bir organı kesme eyleminin, öldürme eyleminden önce yapıldığını göstermektedir. Katil, anestezi altındaki kurbanının bu organ olmadan birkaç dakika yaşayabileceğini elbette bilerek eyleminin tadını çıkarmaktadır.</p>
<p>Sonra ne olacak endişesi&#8230;</p>
<p>* Teknikleri ve hareketlerinin ötesinde seri cinayet işleyen katilleri birleştiren bir patoloji varsa o da teşhirciliktir. Cinayet karanlıkta işleyen katil her şeyden önce reklam ışıklarını arar. Büyük bir çoğunluğu suçlarını ve gerekçelerini hiç zorlanmadan itiraf eder; istisnasız hepsi de eylemlerini anlatan gazete küpürlerinin koleksiyonunu yapar. &#8216;Davenport Kasabı&#8217; adıyla ün yapmış olan Harry T. Gozzen, derisini yüzdüğü kızların can çekişmesini filme alıyordu. Onu evinde tutuklayan polislere bu kasetleri hiç zorluk çıkarmadan verdi.</p>
<p>* Bu &#8216;sonra ne olacak&#8217; endişesi aynı zamanda katilin sonunda neden yakalandığını da açıklar. Birkaç ayın sonunda da sadece takma bir isimle tanınıyor olmaktan sıkılacaktır; medya ona basit bir psikolojik durum ve asla doğru olmayan dürtüler yakıştırmıştır. Öyle bir an gelir ki onu boğmakta olan adsızlığı kırmak ve halka kendini anlatmak ister. Tedbiri elden bırakır, avlarını seçerken daha az titizlik gösterir veya son işlediği cinayet yerine geri gider: bilinçsiz olarak yakalanmak ister. Sanıldığının aksine seriye son veren polis değil, katilin bizzat kendisidir. Nasıl yakalanacağını da kendisi tasarlar, hatta kimileri bir basın toplantısı bile düzenler. (5)</p>
<p>*Demir parmaklıkların arkasına geçince, röportaj vermeyi kabul eden, anılarını yazan ve savcının sorularını kaçamaksız yanıtlayan normal bir insan gibi davranır. Yaptıklarından seyrek olarak pişmanlık duyar ve durumdan hemen hemen hiç şikayet etmez. &#8216;Dakota Canavarı&#8217; Robin Smight kendisini elektrikli sandalyeye mahkum eden karar okunduğunda sanki o an infaza götürülecekmiş gibi üzerine ne giyeceğini soruşturmuştur.</p>
<p>* Polaroitli Katil aşırı gelişmiş teşhirciliğin tüm belirtilerini gösteriyor. O öldürmüyor, cinayetlerini sahneye koyuyor. Eski bir ralli sürücüsü olan yapboz oyuncusunun cesedini San Francisco&#8217;da parka bıraktığı arabanın direksiyonuna yerleştiriyor. Edmunson&#8217;daki kurbanını-sağ bacağını kestikten sonra- topa vurmaya hazırlanan bir futbolcunun pozisyonuna getirip öyle bırakıyor. Detroit&#8217;te, Charles Wallerstein&#8217;ın asistanının sağ kolunu kesiyor ve bir çukura atmadan önce onu yamaca tırmanan bir dağcı konumuna getiriyor. Bu oldukça ürkütücü mizansenlerin iki hedefi var: bu tür gösterileri çok seven medyanın ilgisini çekmek ve hayal gücünden yoksunluklarını simgesel olarak kınadığı öteki katillere kendini göstermek.</p>
<p>*Polaroitli Katil&#8217;in cezasız kalma kaygısı ile keşfedilme arzusunun bir karışımı olan teşhirciliğin esas göstergesi, kurbanlarının cebine özel olarak bıraktığı fotoğraflarla eylemine imzasını atmasıdır. Her yeni kurbanda kendi resminin bir parçasının, gazetelerde çıkmasının sevincini yaşıyor. Seri cinayetler işleyen tüm katillerin düşünü gerçekleştiriyor: fotoğrafı yayınlanıyor ve o hala serbest.</p>
<p>* Bununla birlikte katilin kimliğini saptamak için henüz çok erken: iki bacak ve bir kol robot resmini yapmak için yeterli değil ama cinayetler zincirinde Polaroitli Katil&#8217;in çevresindeki kıskaç daralıyor. Aynı zamanda hem polisi küçümsemekten memnun hem de bilinçsiz oalrak yakalanmayı arzulayan katilin durumu bundan daha iyi nasıl açıklanır?</p>
<p>*Polaroitli Katil&#8217;i yakalama şansı var mı? Eğer planını uygulamaya devam ederse, sıra yüzüne gelene kadar birkaç fotoğraf daha gerekiyor, bu da kuşkusuz onun hemen yakalanmasına yol açacak. Bu durumda sorulacak tek bir soru kalıyor: bundan önceki eylemlerini sahneye koyduğu gibi, tutuklanmasını da sahneye koyacak mı?</p>
<p>*FBI&#8217;nin terminolojisine göre seri cinayet işleyen katil &#8216;Modus operandi (benzer yöntemlerle) işlenmiş en az iç cinayetten sorumlu olan kişi&#8217;dir. Bununla birlikte kriminologlar, özellikle de psikiyatrik patoloji eğitimi almış olanların üzerinde gitgide daha fazla ısrar ettikleri görüşe göre, bu katiller eylemlerine bir son vermeyi asla düşünmezler. Bu görüşü ilerletecek olursak, seri cinayet işleyen katilin esas niteliği, yakalanana kadar aynı suçu tekrarlamaktır. Bu makalede bu konuya tekrar döneceğiz.</p>
<p>*Seri cinayet işleyen katillerin en çok kullandıkları silah olan bıçak ve balta, ateşli silahların çok üstündedir. ABD&#8217;de işlenen seri cinayetlerde bu silahların kullanılma oranı dörtte üçten fazladır.</p>
<p>*Sheridan Davası&#8217;nda L. T. Bullow&#8217;un duruşma tutanaklarından.</p>
<p>*Kriminolog John N. Popwell, 1974-1982 yılları arasında Teksas Eyaleti&#8217;nde mahkum olmuş, seri cinayet işleyen yirmi altı katilin aileleriyle görüştü. Böylece, seri cinayet işleyen katillerin psikolojik gelişmelerinde dini eğitimlerinin belirleyici etken olduğunu gözler önüne serdi. Yirmi altı denekten on beşi Pazar günleri gördükleri dini eğitimi ergenlik yaşlarından sonra da sürdürmüştü.<br />Bazen ikisini birden yapanlar da vardır. En ünlü örnek &#8216;Sasktatchewan Oduncusu&#8217; Rudolph Markham&#8217;ın işlediği on dört cinayeti yerel bir radyo istasyonundan itiraf etmesidir.</p>
<p></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ajor.net/odev/psikoloji/seri-cinayet-isleyen-katiller-ve-parcalama-saplantisi/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Anaksagoras</title>
		<link>http://www.ajor.net/odev/psikoloji/anaksagoras</link>
		<comments>http://www.ajor.net/odev/psikoloji/anaksagoras#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 Aug 2008 02:00:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>

		<category><![CDATA[anaksagoras]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[







Anaksagoras
(M.Ö. 500 - 428) Yunan doğa filozofu. Klazomenai&#8217;de doğan Anaksagoras Atina&#8217;da bir okul açarak Perikles, Euripides, Arkhealos (bazı yazarlara göre Sokrates), vb. bir çok öğrenci yetiştirmiştir. Bazı parçaları günümüze kadar kalan Tabiat Üzerine adlı bir eser yazdı. Platon&#8217;un Phaidion&#8217;unda Sokrates onun dersinden söz açar.
Anaksagoras, cisimlerin birbirine benzer çok küçük parçalardan oluştuğunu savunmuş, zekayı (nous) bütün [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[</tr>
<tr>
<td bgcolor="#FFFFFF">
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p></p>
<p>Anaksagoras</p>
<p>(M.Ö. 500 - 428) Yunan doğa filozofu. Klazomenai&#8217;de doğan Anaksagoras Atina&#8217;da bir okul açarak Perikles, Euripides, Arkhealos (bazı yazarlara göre Sokrates), vb. bir çok öğrenci yetiştirmiştir. Bazı parçaları günümüze kadar kalan Tabiat Üzerine adlı bir eser yazdı. Platon&#8217;un Phaidion&#8217;unda Sokrates onun dersinden söz açar.</p>
<p>Anaksagoras, cisimlerin birbirine benzer çok küçük parçalardan oluştuğunu savunmuş, zekayı (nous) bütün bunların üzerine yerleştirmiştir. &#8220;Başlangıçta çok büyük bir kaos varken, zekanın gelip her şeyi düzene soktuğunu&#8221; ileri sürmüştür. Yıldızların hareketini, evrenin dönüşünü ve dünyayı bu zeka yönetiyordu. Ona göre doğa, gözle görülemeyecek kadar küçük parçacıklardan meydana geliyordu. Her şey küçük, daha küçük parçacıklara bölünebilir ancak en küçük parçada bile her şeyden bir şey vardır.</p>
<p>Plutarkhos&#8217;un anlattığı bir olay onun gerçekçiliğini yeterince belirtir. Atina&#8217;da Perikles&#8217;e karşı olanlar buldukları tek boynuzlu bir danayı öne sürerek Perikles&#8217;in diktatör olacağı propagandasını yaparlar. Anaksagoras kalabalık bir topluluğun önünde söz konusu boğanın başını ameliyat ederek iki boynuzun oluşmasını engelleyen anormalliği açıklar. Tanrısızlıkla suçlanıp ölüme mahkum edilince, Atina&#8217;yı terk etmek zorunda kaldı.</p>
<p>Anaksagoras, astronomiyle de ilgileniyordu. Gökyüzündeki tüm cisimlerin Yer ile aynı maddeden meydana gelmiş olduğunu öne sürüyordu. Bu fikre bir meteoru inceledikten sonra varmışdı. Bu nedenle başka gezegenlerde de hayat olduğu düşünülebilir, diyordu. Öne sürdüğü fikirlerden bir diğeri de Güneş&#8217;in bir tanrı olmayıp Peloponnesos Yarımadası&#8217;ndan irice, kor halinde bir kütle olduğuydu. Ayrıca Anaksagoras, Ay&#8217;ın ışığını güneşten aldığını varsayıp Ay ve Güneş tutulmalarını bununla açıklamıştır. Ayrıca, hayvanların anatomilerini incelemiş ve balıkların solungaçlarıyla nefes aldığını keşfetmişti.</p>
<p></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ajor.net/odev/psikoloji/anaksagoras/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Antisosyal Kişilik Bozukluğu</title>
		<link>http://www.ajor.net/odev/psikoloji/antisosyal-kisilik-bozuklugu</link>
		<comments>http://www.ajor.net/odev/psikoloji/antisosyal-kisilik-bozuklugu#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 Aug 2008 01:45:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>

		<category><![CDATA[antisosyal]]></category>

		<category><![CDATA[bozuklugu]]></category>

		<category><![CDATA[kisilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[







Antisosyal Kişilik BozukluğuBireyin başkalarının haklarına ve kurallarına sürekli olarak saygısızlık etmesi, saldırıda bulunması
Nedir?
Bireyin başkalarının haklarına ve kurallarına sürekli olarak saygısızlık etmesi, saldırıda bulunması ve buna bağlı olarak gelişen davranışlara verilen isimdir. Genelde erkekler arasında daha fazla görülür. Pek çok araştırmacı antisosyal kişilik bozukluğunu ve sosyopat kişiliğini aynı anlamda kullanırlar, aralarında ki fark bütün sosyopatların antisosyal [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[</tr>
<tr>
<td bgcolor="#FFFFFF">
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p></p>
<p>Antisosyal Kişilik Bozukluğu<br />Bireyin başkalarının haklarına ve kurallarına sürekli olarak saygısızlık etmesi, saldırıda bulunması</p>
<p>Nedir?</p>
<p>Bireyin başkalarının haklarına ve kurallarına sürekli olarak saygısızlık etmesi, saldırıda bulunması ve buna bağlı olarak gelişen davranışlara verilen isimdir. Genelde erkekler arasında daha fazla görülür. Pek çok araştırmacı antisosyal kişilik bozukluğunu ve sosyopat kişiliğini aynı anlamda kullanırlar, aralarında ki fark bütün sosyopatların antisosyal kişiliği olduğu, fakat her antisosyal kişinin sosyopat olmayacağı gerçeğidir. Araştırmalar bu hastalığın temelinde genetik etkenler olduğunu göstermektedir. Fakat aynı zamanda sürekli uyuşturucu kullanımı ve kötü aile ortamı (karışık, ihmalkar, sert ve saldırgan aileler) bu hastalığın oluşması riskini arttırmaktadır.</p>
<p>Antisosyal kişilik bozukluğu insanlara bağlanma konusunda başarısızlık yaşamak demektir. Başka insanlar sadece sağladıkları fayda için gereklidir. Antisosyal kişiler genelde hastalıkları olduğuna inanmaz ve sorunun ya başka insanların kendisini kabul etmeyi becerememelerinde yada başkalarının özgürlüğünü kıstılamayı istiyor olmalarında yatar.</p>
<p>Sadece kendilerine inanırlar ve çevrelerinde zarar verecek yada küçümseyecek kimse olmadığında en rahat hissederler. Dünyayı tehlike ve hayal kırıklığı ile dolu bir yer olarak görürler. Dolayısıyla sürekli kötü niyetli ve acımasız insanların kendisini kullanmasına, suistimal etmesine ve elindeki her şeyi alıp yoksun bırakmasına karşı korunmak zorunda hisseder. Diğer insanları hep kontrol etmeye çalışan ve zarar vermek isteyen varlıklar olarak görür. Antisosyal kişilik bozukluğu olan insanlar başka insanların elinde ki gücü alması gerektiğine inanır böylece hiç kimse bu gücü kendisine zarar vermek için kullanamaz. Diğer taraftan yönetici olmayan yada kontrol etmeyen insanları kullanılmaya açık, zayıf ve savunmasız olarak düşünürler.</p>
<p>Eğer antisosyal kişilik problemleriniz varsa başkaları sizi duygusal olarak soğuk ve duyarsız olarak görürler. Belki cazibeli görünebilirsiniz ama insanlar sizin bencil ve hesapçı olduğunuzu, içten olmadığınızı düşünürler. Ek olarak siz başka insanlara sadece size verdikleri yada kazandırdıkları için değer verirsiniz. Yaşamak için başkalarını manipüle etmek, aldatmak ve gereken her şeyi yapmak sizin için çok normaldir. Sonuç olarak antisosyal kişiler şüpheli ve hatta kanunlara aykırı davranışlarda bulunurlar, çünkü kuralların kendileri için geçerli olmadığına inanırlar.</p>
<p>Antisosyal kişiler genelde diğer insanları tehditlerle yada saldırgan yaklaşımlarla korkuturlar. Bağımsız olmaları kendilerine aşırı güven duymalarından ziyade başkalarına güvensizlikten kaynaklanır. Her hangi bir baskı, otorite karşısında (patron, polis yada benzeri kişiler) yada finansal problemler (vergi yada borçlar) karşısında öfkelenirler. Genelde başkalarına verdikleri zarar karşısında duygusuz ve umursamazdırlar. Bu acımasızlık insanlarla ve hatta sevdiklerini söyledikleri kişilerle olan ilişkilerinde bile esası oluşturur.</p>
<p>Eğer antisosyal kişiliğiniz var ise zayıf olmaktan yada kurban olmaktan korkuyor olabilirsiniz. Dolayısıyla çevrenizdeki kişilere üstünlüğünüzü ıspatlama ihtiyacı duyarsınız. Sizi kullandığını düşündüğünüz ve hatta sömürdüğüne inandığınız bir insana karşı kendinizi korumak için zalim ve insafsız olursunuz. İlişkilerinizde sadık kalmak, duyarlı olmak ve dürüst olmak konusunda zorluk yaşarsınız. Bu kişiler genelde dikkatsiz ve atılgandır; örneğin tehlikeli araba kullanmak gibi riskli işlere girişirler. Umursamazlığın bir sebebi içindeki boşluk hissini yok edebilmek için heyecan ve adrenalin arttırıcı aktivitelere ihtiyaç duyuyor olmasıdır.</p>
<p>Belirtiler<br />Düşünmeden ani hareketler ve doğabilecek sonuçlara karşı umursamazlık<br />Kişisel çıkar yada zevk için yalan söyleme, aldatma ve kanunsuz işler yapmak<br />Başkalarının duygularını umursamamak, empati yapmamak<br />Sinirlilik, saldırganlık ve şiddet uygulamak<br />Güvenlik yada sorumluluk üstlenmek gibi konulara tamamiyle kayıtsız kalmak<br />Acıma duygusunun olmaması</p>
<p>Tedavisi</p>
<p>Antisosyal kişilik bozukluğu olan kişiler genelde çevrelerinde ki kişilerin zoru ile psikologa yada psikiyatriste gelirler. Eğer kişi sorunlarının nedenini başkalarında görmeye devam ederse ve sorumluluk almayı reddederse tedavinin süresi uzayabilir. Kişilik hastalıklarının erken yaşlarda gelişiyor olması ve insanların kendilerini bu hastalık ile tanımlıyor olması tedavinin çözümünü zorlaştırmaktadır. Tedavinin başarılı olabilmesi için kökleşmiş davranış şekillerine, yaklaşımlara, bakış açılarına, ilişki yapılarına ve kişinin kapasitesine bakılması gerekir.</p>
<p>Bu hastalarda dikkat edilmesi gereken en önemli etken uyuşturucu ve alkol kullanımıdır. Bazı durumlarda madde bağımlılığı ve kullanımı kişilerin antisosyal davranışlar geliştirmelerinde temel etken olabilir. Bu durumda kişinin madde bağımlılığını bırakması kişinin iyileşmesinde önemli bir adım olabilir.</p>
<p>Antisosyal davranış bozukluğunda kullanılabilecek her hangi bir ilaç bulunmamaktadır. Fakat bazı semptomlar ve davranışlar için doktor gözetiminde ilaç kullanımı önerilebilir. Örneğin saldırgan davranışlar için antidepresan kullanımı gibi. Fakat hatırlatmak gerek, antisosyal kişiler ilaç kullanımına sıcak bakmayabilir ve ilaç almayı reddedebilirler.</p>
<p></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ajor.net/odev/psikoloji/antisosyal-kisilik-bozuklugu/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Çekingen Kişilik Bozukluğu</title>
		<link>http://www.ajor.net/odev/psikoloji/cekingen-kisilik-bozuklugu</link>
		<comments>http://www.ajor.net/odev/psikoloji/cekingen-kisilik-bozuklugu#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 Aug 2008 01:45:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>

		<category><![CDATA[bozuklugu]]></category>

		<category><![CDATA[cekingen]]></category>

		<category><![CDATA[kisilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[






Çekingen Kişilik BozukluğuSosyal ortamlarda rahatsızlık, yargılanmaktan korkam ve aşırı çekingenlik&#8230;
Nedir
Çekingen kişilik bozukluğu sosyal ortamlarda rahatsızlık hissetmek, başkalarının kendisini yargılaması ve çocukluktan itibaren süregelen çekingenlik olarak kendini gösterir. Ayrıca aşırı derecede utangaçlık olarak ortaya çıkar. Bu psikolojik rahatsızlığa sahip insanlar kendilerini küçük görür ve başkalarının fikirlerine aşırı derecede önem verir. Hastalığın özellikleri arasında kendini yetersiz görmek, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[</tr>
<tr>
<td bgcolor="#FFFFFF">
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Çekingen Kişilik Bozukluğu<br />Sosyal ortamlarda rahatsızlık, yargılanmaktan korkam ve aşırı çekingenlik&#8230;</p>
<p>Nedir</p>
<p>Çekingen kişilik bozukluğu sosyal ortamlarda rahatsızlık hissetmek, başkalarının kendisini yargılaması ve çocukluktan itibaren süregelen çekingenlik olarak kendini gösterir. Ayrıca aşırı derecede utangaçlık olarak ortaya çıkar. Bu psikolojik rahatsızlığa sahip insanlar kendilerini küçük görür ve başkalarının fikirlerine aşırı derecede önem verir. Hastalığın özellikleri arasında kendini yetersiz görmek, eleştiriye yada kritize edilmeye karşı aşırı derecede hassas olmak ve sosyal ortamlarda bulunmaktan korkmak sayılabilir.</p>
<p>Çekingen kişiliğe sahip insanlar ancak yargılanmayacaklarına inandıkları takdirde başkaları ile iletişim kurabilirler. Sürekli olarak kendi hatalarına ve eksikliklerine yoğunlaşırlar. Bu kişiler sosyalleşmek ve başka insanlar ile iletişim kurmak isterler fakat acı çekmekten, reddedilmekten ve başarısız olmaktan korkarlar. Yargılanmak ve kaybetmek o kadar acı vericidir ki bir ilişkiye girerek risk almaktansa tamamiyle yalnız kalmayı tercih ederler.</p>
<p>Çekingen kişilik bozukluğunun sebepleri tam olarak bilinmemektedir. Bazı araştırmacılar kişinin yetiştirilme şekli ile alakalı olduğunu iddia etmektedir. Örneğin ailesi, kardeşleri yada arkadaşları tarafından sürekli eleştirilen ve reddedilmek kişinin kendisini değersiz olduğunu düşünmeye itmiş ve herkesin aynı şekilde davranacağını düşünmesini sağlamış olabilir.</p>
<p>Bu kişiler çoğunlukla kendi değerlerini farketmezler, aksine itici ve kişilik olarak yetersiz olduklarına inanırlar. Kendilerini istenmeyen kişiler olarak görürler, toplumdan soyutlanmış, yalnız ve mutsuzdurlar.</p>
<p>Çekingen kişiler dünyayı düşmanca, soğuk ve aşağılayıcı bir yer olarak görür. İnsanlar her an kritize etmeye, eleştirmeye, küçük görmeye ve umursamaz davranmaya hazır gibi algılanır. Dolayısıyla bu kişiler en ufak bir eleştiri karşısında bile büyük acı duyarlar. Korkuları öyle bir boyuta varır ki, en önemsiz olayda bile başkalarının kendisini küçük düşüreceğine ve ne yaparsa yapsın insanların hep kendisinde hata bulacağına inanır.</p>
<p>Belirtileri<br />Kritize edilmekten ve kınanmaktan dolayı büyük acı çekerler<br />Yakın hiç bir arkadaşları yoktur<br />İnsanlarla ilişki kurmaktan kaçınırlar<br />Başkaları ile iletişim gerektiren aktivitelerden ve görevlerden uzak dururlar<br />Yanlış yapma korkusundan dolayı sosyal ortamlarda utangaçlık<br />Olası zorlukların abartılması<br />Kendine güven eksikliği ve yetersizlik hissi</p>
<p>Tedavi</p>
<p>Zaman zaman bu hastalar psikoloğa yada psikiyatriste başvurarak terapiye kendi başlarına başvurabilirler, fakat bu durumlarda korkuları öylesine yüksek boyuttadır ki terapi sırasında en ufak bir zorluk ile karşılaştıklarında geri çekilmeye kalkabilirler. Pozitif yorumlara ve nazik yaklaşımlara cevap verebilirler ama en ufak eleştiri bu kişiler için dayanılmaz olur. Doktor ve hasta arasında pozitif bir ilişki kurulabilirse, kişi kendisine sorun yaratan bazı savunma mekanizmalarından vazgeçebilir. Dolayısıyla terapi oldukça faydalı olabilir. Bu kişiler genelde belli bir dereceye kadar insanlarla iletişim kurma yeteneğine sahiptir, terapi ile bu yetenekleri geliştirilebilir. Her hangi bir yardım alınmaz ise bu kişiler yaşamdan tamamiyle kendilerini soyutlayabilir ve tamamiyle izole olabilirler.</p>
<p>İlaç kullanımı bu hastalarda fazla önerilmez, aksine psikoterapinin daha faydalı olduğu görülmüştür. Bu hastalarda dikkat edilmesi gereken en önemli nokta kişi ile terapist arasında güven ilişkisinin kurulmasıdır, böylece hastanın zamanından once terapiyi bırakması önlenmiş olur</p>
<p></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ajor.net/odev/psikoloji/cekingen-kisilik-bozuklugu/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Narsistik Kişilik Bozukluğu</title>
		<link>http://www.ajor.net/odev/psikoloji/narsistik-kisilik-bozuklugu</link>
		<comments>http://www.ajor.net/odev/psikoloji/narsistik-kisilik-bozuklugu#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 Aug 2008 01:45:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>

		<category><![CDATA[bozuklugu]]></category>

		<category><![CDATA[kisilik]]></category>

		<category><![CDATA[narsistik]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[






Narsistik Kişilik BozukluğuKendini mükemmel görmek, başkalarını düşünmemek ve yargılanmaktan korkmak
Nedir
Narsistik kişilik bozukluğu kendini mükemmel görmek, başkalarını düşünmemek ve başkaları tarafından yargılanmaya aşırı hassasiyet olarak tanımlanabilir. Sadece kendini düşünmek ve davranışlarının başkalarına olan etkisini umursamamak bu kişilerin en temel özellikleridir.
Narsistik kişiler genelde ilgi odağı olmayı, dikkat çekmeyi ve olayları control etmeyi isterler. Başkalarının hayranlığını ve sevgisini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[</tr>
<tr>
<td bgcolor="#FFFFFF">
</td>
</tr>
<tr>
<td></p>
<p>Narsistik Kişilik Bozukluğu<br />Kendini mükemmel görmek, başkalarını düşünmemek ve yargılanmaktan korkmak</p>
<p>Nedir</p>
<p>Narsistik kişilik bozukluğu kendini mükemmel görmek, başkalarını düşünmemek ve başkaları tarafından yargılanmaya aşırı hassasiyet olarak tanımlanabilir. Sadece kendini düşünmek ve davranışlarının başkalarına olan etkisini umursamamak bu kişilerin en temel özellikleridir.</p>
<p>Narsistik kişiler genelde ilgi odağı olmayı, dikkat çekmeyi ve olayları control etmeyi isterler. Başkalarının hayranlığını ve sevgisini kazanmayı şiddetle arzularlar. Kendileri hakkında mükemmelliyetçidirler. Dikkati üzerlerine toplamak için tiyatromsu krizler yaratabilirler. Bu kişiler herkesin ve herşeyin kendilerine bağlı olması gerektiğine inanırlar.</p>
<p>Narsistik kişilik bozukluğu olan kişiler mükemmele ulaşmak için aşırı derecede çaba sarfederler. Birisi kendilerini yada yaptıkları işi eleştirdiğinde büyük bir öfke ile tepki verirler ve saldırganlık gösterebilirler.</p>
<p>Diğer taraftan bazı Narsistik kişiler ihtiyaçları olan tüm ilgi ve dikkati çekmelerine yetecek kadar yetenekli ve başarılı olabilirler. Böylece her hangi bir problem yaşamazlar ve gayet sağlıklı görünebilirler. Bu durumda bile hala kendilerinden bekledikleri normal üstü beklentileri nedeniyle tam olarak tatmin olmayabilirler.</p>
<p>Narsistik kişiler genelde kendi değerlerini fazlası ile abartırlar. Sürekli olarak yeteneklerini olduğundan fazla gösterirler, ukala, gösteriş meraklısı ve kendini beğenmiş görünürler. Kendilerinin herkesten daha üstün olduğuna inanırlar. Bu şekilde düşündükleri sürece kendilerini güvende ve mutlu hissedebilirler. Kişiliklerinin olumsuz taraflarını genelde inkar ederler yada mantıklı açıklamalar getirirler. Fakat kişi eğer önemli başarılara imza atamaz ise büyük bir ikilem yaşamaya başlarlar. Bunun sonucunda kendilerini sahtekar, boş ve mutsuz hissederler.</p>
<p>Bu kişiler duygusal olarak uç noktalarda yaşarlar; dolayısıyla ya kendilerini mükemmel görürler ya da utanç içinde kahrolurlar. Başka insanların onaylaması ile kendilerini mükemmel hissederler, gururlu, kibirli ve mağrur olurlar, kendi kendilerine yetebilirler. Başkalarının onayı olmaz ise yada kesilirse birden kendilerini aşağı hissederler, çirkin olduklarını düşünürler, kıskançlık ve haset duyarlar ve kendilerine olan tüm güvenlerini yitirirler.</p>
<p>Narsistik kişiler başkaları ile işbirliği yapmakta zorlanırlar çünkü dikkatleri hep kendi üzerlerinde olur. Yaptıkları her işte insanların hayranlığını kazanmaya ve mükemmelliklerini ve üstünlüklerini ıspatlamaya çalışırlar. Başka insanların duygularını yada ne yaşadığını algılayamazlar. Empati yapamazlar ve ender olarak bir insana duygusal olarak bağlanabilirler. Eğer başkalarının ihtiyaçlarını sezebilirlerse bunu o kişilerin zayıflıkları olarak değerlendirirler.</p>
<p>Narsistik kişiler başkalarının kendi rahatları ve mutlulukları için başka insanların isteklerinden vazgeçmeleri gerektiğine inanırlar. Sadece bir şeyi istiyor olmaları elde etmek için yeterli bir nedendir. Başkalarından özel muamele görmeyi hakettiklerine inanırlar. Bu insanlar genelde başkalarına haset ederler ve diğer insanlarında sürekli kendisini kıskandığını düşünür. Başka insanların sahip oldukları değerleri ve başarıları kıskanır.</p>
<p>Bu kişiler çoğunlukla başkalarının kendilerini nasıl algıladıklarına dikkat ederler, dolayısıyla değerli, üstün saydıları, özel yada yüksek statüye sahip insanlar ile olarak kendi değerini arttırmaya çalışırlar.</p>
<p>Narsistik kişilerin başkaları ile olan ilişkileri sorunludur çünkü aşırı ilgi ihtiyaçları ve başkalarının duygu ve düşüncelerini umursamamaları yüzünden insanlar uzaklaşırlar. Sosyal olarak aktif, keyifli ve cazip olabilirler fakat insanlara karşı sorumsuz ve kibirlidirler.</p>
<p>Özel ilişkilerinde narsistik kişiler eşlerinden karşılıksız sevgi ve ilgi isterler buna karşılık hiç bir sorumluluk almazlar. Bu kişilerin bir ilişkiye girmesinin iki nedeni vardır; ya arzu ettikleri bir noktaya ulaşmak (mevki, para, pozisyon vs) yada mükemmelliklerini sürekli onaylayıp destekleyecek birine duydukları ihtiyaç. Narsistik kişiler ile birlikte olan insanlar çoğunlukla daha once Narsistik bir anne yada babaya sahip olmuş kişilerdir, öyle ki çocukluklarında sömürünün ve ilgisizliğin sevgi olduğunu öğrenmişlerdir. Dolayısıyla Narsistik bir eş ile birlikte olduklarında kendi haklarını aramayı düşünmezler ve ilişkilerinde kalarak eşlerinin kendilerini hiç bir karşılık vermeden kullanmalarına izin verirler.</p>
<p>Narsist kişiler toplumsal sorumlulukların kendileri için geçerli olduğuna inanmazlar. Karşılığında hiç bir şey vermeden başkalarının kendilerine hizmet etmesini beklerler. İstekleri olmadığında sözlü saldırılar, sinir krizleri, duygusal, fiziksel yada cinsel taciz ile tepki verebilirler. Birisi çıkıp bencil ve sömürgen yapılarını yüzlerine vurmaya kalkarsa aşağılayıcı ve saldırgan olabilirler.</p>
<p>Mükemmel olduklarına dair inancı koruyabilmek için her tür davranışı gösterebilirler; değerlerini değiştirebilir, yalan söylemek, aldatmak, inkar etmek ve hatta gerekirse suç işlemek.</p>
<p>Tam olarak hastalığın sebebi bilinmiyor ama bazı araştırmacılar çocuklukta yaşanılan tecrübeler ile bağlantılı olduğunu öne sürmüştür. Hastalık genelde ergenlik çağının başında ortaya çıkmaya başlamaktadır.</p>
<p>Belirtiler<br />Kritize edilmeye karşı öfke, utanç ve aşağılanma hissi duyar<br />Kendi çıkarları için başkalarını kullanır<br />Sadece kendini düşünmek<br />Yeteneklerini ve başarılarını abartır<br />Başarı, güç, güzellik, zeka yada ideal aşk ile ilgili fantaziler kurar<br />Başkalarının kendisine farklı davranması gerektiğine dair beklentiler<br />Sürekli insanların dikkatinin ve beğenisinin üzerinde olmasını beklemek<br />Başkalarını kıskanmak ve haset etmek<br />Aşırı gurur ve mükemmel olduklarına dair inanç<br />Suçunu kabul etmez yada eleştiriyi kaldıramaz<br />Fedakarlık yada iyilik yapmaz ama gösteriş amacı ile küçük davranışlarda bulunabilir<br />Empati yapamaz<br />Herşeye hakkı olduğuna inanır<br />Yüzeysellik<br />Sürekli şöhret, zenginlik ve başarı hayalleri kurar<br />Dikkat çekmek, ilgi odağı olmak ve övülmek arzusu</p>
<p>Tedavi</p>
<p>Narsistik kişiler genelde psikoloğa yada psikiyatriste kişilik problemleri dışında başka sorunlar için gelirler. Genelde başka insanlar ile yaşadıkları problemleri kendi davranışlarının bir sonucu olarak düşünmezler aksine dış etkenlerin yada o insanların hataları sonucu olduğuna inanırlar. Bu kişiler çoğunlukla duygusal problemlere tahammül edemezler ve depresyon yaşadıklarında terapiye gelirler. Çoğunlukla gerçekler ile hayalleri arasında fark olduğunu gördüklerinde yada mükemmel olduklarına dair inançlarını sarsacak bir kriz yaşadıklarında (eşlerinin terketmesi, iş kaybı gibi) depresyona girerler.</p>
<p>Terapiye girmek genelde bu kişiler için zor olabilir çünkü yardıma ihtiyaçları olduğu fikri onlar için aşağılayıcı bir olaydır. Fakat ciddi bir kriz yaşıyorlarsa, kendilerine olan güvenlerini kazanmak, mükemmel oldukları inancına ve fantazilerine yeniden kavuşmak için tedaviye gelebilirler. Kendileri hakkındaki düşünceleri, geçmişleri, şu anki durumları ve tedavinin ne için gerektiği konusunda ki fikirleri itibarlarını yükseltme arzusu ile çarpıtılmıştır. Dolayısıyla gerçeklere dayalı yorumları redderler ve yeterince egoları beslenmezse terapiyi bırakabilirler. Dolayısıyla belli bir ölçüye kadar kişinin gururunun okşanması tedavinin devamını sağlamak açısından önemli olabilir.</p>
<p>Psikoterapi başkaları ile ilişkilerinde daha pozitif ve faydalı şekillerde davranmayı öğrenmesi, kendisi ve başkaları hakkında daha gerçekçi düşünceler geliştirmesi açısından faydalı olabilir, fakat doktorun hasta ile oldukça dengeli bir iletişim geliştirmesi çok önemlidir.</p>
<p></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ajor.net/odev/psikoloji/narsistik-kisilik-bozuklugu/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Utangaçlık Hastalığı</title>
		<link>http://www.ajor.net/odev/psikoloji/utangaclik-hastaligi</link>
		<comments>http://www.ajor.net/odev/psikoloji/utangaclik-hastaligi#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 Aug 2008 01:45:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>

		<category><![CDATA[hastaligi]]></category>

		<category><![CDATA[utangaclik]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[






Utangaçlık Hastalığı 
&#160;
Mahcup bir insan mısınız? Bir toplulukta, insanların ilgisi sizin üzerinize çevrildiğinde kalbiniz hızlı hızlı çarpmaya başlıyor ya da soluğunuz daralıyor mu? Yeni girdiğiniz bir iş ortamında, ayağa kalkıp kendinizi tanıtmanız istendiğinde, yüzünüz kızarıyor, sesiniz titriyor mu? Bu özelliklerinizi bildiğiniz için, kalabalık önünde konuşmanızı gerektirecek durumlardan uzak duruyor, ancak tüm çabanıza rağmen boş bulunup [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[</tr>
<tr>
<td bgcolor="#FFFFFF">
</td>
</tr>
<tr>
<td>
Utangaçlık Hastalığı </p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mahcup bir insan mısınız? Bir toplulukta, insanların ilgisi sizin üzerinize çevrildiğinde kalbiniz hızlı hızlı çarpmaya başlıyor ya da soluğunuz daralıyor mu? Yeni girdiğiniz bir iş ortamında, ayağa kalkıp kendinizi tanıtmanız istendiğinde, yüzünüz kızarıyor, sesiniz titriyor mu? Bu özelliklerinizi bildiğiniz için, kalabalık önünde konuşmanızı gerektirecek durumlardan uzak duruyor, ancak tüm çabanıza rağmen boş bulunup yakalandığınızda, bir iki laf edip sıranızı savıncaya kadar kan ter içinde kalıyor musunuz?</p>
<p>Eğer böyleyse, sizde &#8216;aşırı utangaçlık hastalığı&#8217; var demektir. Toplumdaki her on kişiden birinin kapısını çalan bu hastalığa yakalanmışsanız, büyük bir olasılıkla, kendinizi aşırı utangaçlık krizlerinden koruyacak bazı önlemler de geliştirmişsinizdir. Henüz bir çözüm yolu bulamadıysanız, başkalarının neler yaptığına, birlikte bir göz atabiliriz.</p>
<p>Aşırı utangaçlıkla başetme yolları:</p>
<p>En sık başvurulan yollardan birisi alkol kullanımı. Bir çok kişi, utangaçlığını alkolle eritmeye çalışıyor. Yapılan araştırmalar, aşırı utangaç kişilerde, böyle olmayanlara göre en az iki kat daha yüksek bir oranda alkolizme ve alkol kullanımının yol açtığı diğer sorunlara rastlandığını gösteriyor.<br />Sık başvurulan bir diğer çözüm yolu, topluluk karşısında duyulan sıkıntıyı azaltacak uyuşturucu maddelerin kullanılması. Bu kişilerin yaklaşık yüzde onbeşi yaşamlarında en az bir kez bir uyuşturucu maddeye bağımlı duruma geliyorlar.</p>
<p>Üçüncü bir yöntem, utangaçlık krizine yol açabilecek toplumsal etkinlikleri tümüyle dışlayan bir yaşam tarzı geliştirmek. İş ve okul ortamında ön plana çıkmayı ve kendini göstermeyi gerektiren durumlardan uzak durmak, basit ve göze batmayacak işlere yönelmek bu yaşam tarzının temel taktikleri arasında sayılabilir Böylece, aşırı utangaçlığınız sürse de, bu sorunla yüzleşmekten kurtulmuş oluyorsunuz.<br />Ancak, her üç yöntem de küçümsenmeyecek bireysel kayıplara yol açıyor. Alkolizmin ve madde bağımlılığının neden olduğu sorunlar herkes tarafından biliniyor. Çok sayıda toplumsal etkinlikten uzak durmaya dayalı bir yaşam tarzının sonucuysa, düşük toplumsal ve mesleki başarı ve yalnızlık. Aşırı utangaç kişiler, içinde bulundukları toplumun ortalamasına göre, daha düşük bir eğitim görüyor, daha az para kazanıyor ve karşı cinse uzak durmalarına bağlı olarak, eş bulmakta daha fazla güçlük çekiyorlar. Bu kişilerin yüzde otuza yakın bir bölümü hiç evlenmiyor ve tek başına yaşıyor.</p>
<p>Aşırı utangaçlığın tedavisi:</p>
<p>Eğer sorun yalnızca topluluk önünde konuşmakla sınırlıysa, genellikle, kişiyi üç dört saatliğine aşırı utangaçlığın bedensel belirtilerinden kurtaran ilaçlar kullanılıyor. Beta bloker adı verilen bu ilaçlar, yaşanan içsel karmaşayı kalp çarpıntısı, soluk soluğa kalma, ses titremesi ve yüz kızarması gibi yollarla dışa vuran sinirsel ileti sistemini bloke ediyor. Beta blokerlerin sahne sanatçıları arasında yaygın bir kullanımı olduğu biliniyor.</p>
<p>Daha uzun süreli bir rahatlama içinse, beyindeki sinirsel iletimi sağlayan maddeler üzerinde etkili bazı ilaçlar kullanılıyor. Yapılan çalışmalar, söz konusu ilaçların, aşırı utangaçlık hastalığı olan kişilerin yüzde yetmişinde önemli bir düzelme sağlayabildiğini gösteriyor. İlacın yanısıra bazı psikoterapi teknikleri de uygulandığında, bu oran daha da yükseliyor.</p>
<p>Utangaçlığı yok eden ilaç</p>
<p>Çekingenlik nedeniyle toplum içine çıkamayanlar ve bu yüzden sosyal hayatları olmayanlara müjde. İngiltere&#8217;de piyasaya çıkan yeni bir hap, utangaçlık ve çekingenlik gibi duyguları yok ederek insanların kendine olan güvenini artırıyor. The Sunday Times gazetesinin haberine göre, Bristol ve Southampton üniversiteleri tarafından geliştirilen ve Smith Kline Beecham şirketi tarafından pazarlanan &#8216;&#8216;Seroxat&#8217;&#8217; adlı ilaç, beyindeki seratonin maddesini artırıyor. Bu da kişinin kendine güven duygusunu kamçılayarak mutluluk hissi veriyor. Böylelikle kişi kendini ifadede daha rahat davranıyor ve öteki insanlarla çok daha kolay ilişki kuruyor.</p>
<p>Dr. Brian Goss, klinik vaka derecesinde utangaç kişiler üzerinde yapılan testlerde &#8216;&#8216;Seroxat&#8217;&#8217;ın çok başarılı sonuçlar verdiğini bildirdi. Örneğin yabancılarla karşılaşma korkusu yüzünden evinden çıkmayan 29 yaşındaki Londralı bir kadın, ilacı aldıktan sonra cesaretini topladı ve tamamen dışa açık bir kişilik kazandı. Şimdiye kadar hayatı ıskalamasından yakınan genç kadın kaçırdıklarını telafi için her hafta sonu erkek ve kız arkadaşlarıyla birlikte pub ve kulüplerden çıkmaz oldu. Dr. Goss, mucize hapın 3 milyon utangaç insanın yaşadığı İngiltere&#8217;de yılda 1 milyar dolarlık talep yaratacağını söyledi.</p>
<p></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ajor.net/odev/psikoloji/utangaclik-hastaligi/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Disleksi (Öğrenme Bozukluğu)</title>
		<link>http://www.ajor.net/odev/psikoloji/disleksi-ogrenme-bozuklugu</link>
		<comments>http://www.ajor.net/odev/psikoloji/disleksi-ogrenme-bozuklugu#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 Aug 2008 01:45:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>

		<category><![CDATA[bozuklugu]]></category>

		<category><![CDATA[disleksi]]></category>

		<category><![CDATA[ogrenme]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[






Disleksi (Öğrenme Bozukluğu) 
Disleksi (Öğrenme Bozukluğu)Disleksi dinleme, konuşma, okuma, yazma, akıl yürütme ile matematik yeteneklerinin kazanılmasında ve kullanılmasında önemli güçlüklerle kendini gösteren bir öğrenme bozukluğudur.
İlkokula başlayan disleksili çocuklarda eğitim alabilecek zihinsel gelişim henüz tamamlanmadıgı için okuyamazlar, yazamazlar ve matematiksel işlemleri kavramada zorluk çekerler. Ancak bu onların zeka düzeylerinde bir sorun olduğunu göstermez.
Hatta zeka düzeyi çok [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[</tr>
<tr>
<td bgcolor="#FFFFFF">
</td>
</tr>
<tr>
<td>
Disleksi (Öğrenme Bozukluğu) </p>
<p>Disleksi (Öğrenme Bozukluğu)<br />Disleksi dinleme, konuşma, okuma, yazma, akıl yürütme ile matematik yeteneklerinin kazanılmasında ve kullanılmasında önemli güçlüklerle kendini gösteren bir öğrenme bozukluğudur.</p>
<p>İlkokula başlayan disleksili çocuklarda eğitim alabilecek zihinsel gelişim henüz tamamlanmadıgı için okuyamazlar, yazamazlar ve matematiksel işlemleri kavramada zorluk çekerler. Ancak bu onların zeka düzeylerinde bir sorun olduğunu göstermez.</p>
<p>Hatta zeka düzeyi çok yüksek çocuklarda da görülmektedir. Fakat bazen hastalık farkedilmeyebilir.Disleksililer zeka düzeyleri düşük olmadığı gibi özel yeteneklere de sahip olabilirler. Buna önemli kanıt disleksili olduğu bilinen bilim adamları ve sanatçılardır: Albert Eistein, Leonardo da Vinci, Tom Crouse, Mickey Mouse gibi.</p>
<p>Disleksi&#8217;li çocuklarda dikkat bozukluğu da görülür. Bu nedenle bu çocuklara bir uzman tarafından sistemli bir dikkat eğitimi verilmelidir.Sözel, işitsel, görsel eğitim metodları seçilmelidir. Sınav sorularını çabuk okuyamazlar ve cevapları yazamazlar. Bu nedenle bu çocuklara sözlü sınav yapılması daha etkin olur. Çoktan seçmeli sınavlarda (test) daha başarılı olurlar.</p>
<p>DİSLEKSİ TÜRLERİ</p>
<p>Disleksi doğuştan gelen gelişimsel ve travmaya bağlı disleksi olarak ikiye ayrılır. Doğuştan gelen disleksi doğum öncesi ,doğum sırasında ve doğum sonrası komplikasyonlara bağlı olarak üçe ayrılır.<br />Doğum öncesi disleksiye, yetersiz ve dengesiz beslenme, gebelik sırasında geçirilen enfeksiyonlar ve bilinçsiz ilaç kullanımı etken olabilir.Uzun ve zor doğum plesenta anomalileri doğum sırasında oluşan disleksiye ,doğumdan sonra bebeğin nefes almasındaki gecikme ve geçirdiği ateşli hastalıklar da doğum sonrası oluşan disleksi sebeplerindendir. Kalıtsal etmenlere bağlı olarakda disleksi ortaya çıkabilir.</p>
<p>Beyin Kelimeleri Nasıl Okur ?</p>
<p>Beyin üzerinde yapılan çalışmalar normal beyinlerin sağ beyin yarım küresinin sol beyin yarımküresine göre daha küçüktür. Normal bir bireyde beyinin işleyiş şekli şöyledir :</p>
<p>Ses birimi üretimi : (sol inferior frontal gyrus)</p>
<p>Beyinin bu bölümü sesli veya sessiz olarak kelimeleri seslendirmeye yardımcı olur. Bu bölüm ayrıca kelimeleri oluşturan küçük sesleri analiz eder. Bu bölüm daha çok yeni okumaya başlayanlarda daha aktiftir.</p>
<p>Kelime çözümleyiciler : ( sol parieto temporal bölge)</p>
<p>Beyinin bu bölümü daha çok yazılı kelimelerin analizini yapar. Bu bölümde kelimeyi oluşturan hece, ses ve harfler uygun bir şekilde seslendirilir.</p>
<p>Otomatik Dedektör bulucu : ( sol occipito temporol bölge)</p>
<p>Beyinin bu bölümünün görevi kelimelerin otomatik olarak tanınmasını sağlamaktadır. Otomatik bulucu aktive edilir ve okuyucu hızlı bir şekilde kelimeyi algılar.</p>
<p>Bu durum disleksilerde daha farklıdır. Sağ beyin yarımküresinin, sol beyin yarımküresine eşit büyüklükte ya da sol beyin yarım küresinin daha küçük olduğunu ortaya koyar. Disleksilerin sol beyin yarımküresindeki farklılıkların bu bozukluğun nedeni olduğu düşünülüyor.</p>
<p>Disleksi okuma sorunu, yazmada meydana gelen ve matematiksel işlemlerde meydana gelen işlemler olarak ayrılır ve farklı adlar alır.</p>
<p>Okuma sorunları reading disorder diğer adıyla Dyslexia</p>
<p>Yazma sorunu Disgraphia</p>
<p>Matematiksel işlemlerden kaynaklanan sorunlar dyscalculia terimleri ile adlandırılır.</p>
<p>Disleksi üzerine ilk çalışan nörologlardan Samuel T. ORTON disleksinin sık karşılaşılan özelliklerini şöyle belirlemiştir.</p>
<p>- Yazılı kelimeleri öğrenme ve hatırlamada zorluk.</p>
<p>b ve d, p ve q harflerini, 6 ve 9 gibi sayıları ters algılama; kelimelerdeki harfleri ya da sayıları karışık algılama, ne&#8217;yi en; 3&#8217;ü E; 12&#8217;yi 21 olarak algılamak gibi.</p>
<p>- Okurken kelime atlamak.</p>
<p>-Hecelerin seslerini karıştırmak ya da sessiz harflerin yerini değiştirmek, sıklıkla yazım hatası yapmak.</p>
<p>- Yazı yazmada zorluk.</p>
<p>-Gecikmiş ya da yetersiz konuşma.</p>
<p>- Konuşurken anlama en uygun kelimeyi seçmede zorluk.</p>
<p>-Yön (yukarı, aşağı gibi) ve zaman (önce, sonra, dün, yarın gibi) kavramları konusunda sorunlar.</p>
<p>- Elleri kullanmada hantallık ve beceriksizlik</p>
<p>Erken tanı bu çocukların gelecekte alacakları eğitimin tespiti açısından çok önemlidir.Bu konuda çocuğa yardımcı ve destek olunmalıdır.</p>
<p>Bu da veli-öğretmen-psikolog işbirliği ile olmalıdır.</p>
<p></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ajor.net/odev/psikoloji/disleksi-ogrenme-bozuklugu/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İsimler</title>
		<link>http://www.ajor.net/odev/edebiyat-turkce/isimler</link>
		<comments>http://www.ajor.net/odev/edebiyat-turkce/isimler#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 Aug 2008 01:45:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Edebiyat &#038; Türkçe]]></category>

		<category><![CDATA[isimler]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[






Isimler-ismin Halleri-isim Tamlamalari 
İSİMLER
İSİM: Canlı ce cansız varlıkarı, duygu ve düşünceleri, çeşitli durumları bildiren kelimelere İSİM denirİsimler cins isim ve özel isim olmak üzere ikiye ayrılır.Özel İsim: Dünyada yalnız bir varlığı belirten isimlere ÖZEL İSİM denir.Cins İsim: Dünyada benzeri çok olan bir çok varlığın, birçok varlığın ortak ismine CİNS İSİM denir.
Cins İsimler Üçe Ayrılır:
A. Madde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[</tr>
<tr>
<td bgcolor="#FFFFFF">
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p><strong>Isimler-ismin Halleri-isim Tamlamalari</strong> </p>
<p>İSİMLER</p>
<p>İSİM: Canlı ce cansız varlıkarı, duygu ve düşünceleri, çeşitli durumları bildiren kelimelere İSİM denir<br />İsimler cins isim ve özel isim olmak üzere ikiye ayrılır.<br />Özel İsim: Dünyada yalnız bir varlığı belirten isimlere ÖZEL İSİM denir.<br />Cins İsim: Dünyada benzeri çok olan bir çok varlığın, birçok varlığın ortak ismine CİNS İSİM denir.</p>
<p><strong>Cins İsimler Üçe Ayrılır:</strong></p>
<p><strong>A. Madde İsimleri:</strong> Elle tutulup gözle görülen varlıklara verilen isimlere denir. Masa, elbise, taş, ova, cadde, sokak&#8230;.</p>
<p><strong>A. Mana İsimleri:</strong> Elle tutuamayan gözle görülemeyen varlıklara verilen isimlere denir. ses, uyku, sevinç, acı, rüya, akıl, huy, mutluluk, özlem, sevgi&#8230;</p>
<p><strong>A. Topluluk İsimleri:</strong> Aynı türden olan varlıkların toklu olarak bulundukları durumlara verilen isimlere denir. okul, sınıf, alay, tabur, sürü, orman, halk, millet, aile, koro&#8230; </p>
<p><strong>İSİMLERDE TEKLİK - ÇOKLUK</strong></p>
<p>İsimlerde Teklik - Çokluk: Bir tek varlığı belirten TEKİL İSİM, aynı cinsten cirçok varlığı belirten isimlere ise ÇOĞUL İSİM denir.<br />Tekil<br />Çoğu Eki Çoğul</p>
<p>çiçek<br />dağ<br />gömlek<br />kapı +<br />+<br />+<br />+<br />ler<br />lar<br />ler<br />lar __<br />__<br />__<br />__<br />çiçekler<br />dağlar<br />gömlekler<br />kalıplar </p>
<p><strong>İSMİN HALLERİ</strong></p>
<p>İsmin beş hali vardır:<br />ev <br />ev + e<br />ev + i<br />ev + de<br />ev + den __<br />__<br />__<br />__<br />__<br />ev<br />eve<br />evi<br />evde<br />evden :<br />:<br />:<br />:<br />:<br />yalın hali<br />-e hali<br />-i hali<br />-de hali<br />-den hali <br />:<br />:<br />:<br />:</p>
<p>Yönelme durumu<br />Yükleme durumu<br />Bulunma durumu<br />Ayrılma durumu </p>
<p>Buna göre okul kelimesini ismin beş haline göre cümlede kullanımı:</p>
<p>Yalın hali<br />-e hali<br />-i hali<br />-de hali<br />-den hali :<br />:<br />:<br />:<br />: Okul insan doğru düşünmeyi öğretir.<br />Mehmet bu yıl okula başlayacak<br />Okulu bitirince öğretmen olacakmış<br />Yarın okulda bulunmak zorunda mısın?<br />Okuldan gelirken kitapçıya uğramış. </p>
<p><strong>İSİM TAMLAMALARI</strong></p>
<p><strong>A. İsim Tamlaması:</strong> Aralarında anlam ilgisi bulunan, iki veya daha çok isimden meydana gelen söz gruplarına İSİM TAMLAMASI denir.<br />İsim tamlamalarında birinci isim tamlayan, ikinci isim tamlanandır. Tamlayan veya tamlanan ek alma durumuna göre isim tamlamaları dörde ayrılır: <br /><strong>1. Takısız İsim Tamlaması:</strong> Bir tamlamada tamlayan ve tamlanan isim veya isim soylu kelime ek almazsa takısız tamlama oluşur. </p>
<p>gümüş çerçeve demir kapı <br />Tamlayan Tamlanan Tamlayan Tamlanan </p>
<p><strong>2. Belirtisiz İsim Tamlaması:</strong> Bir isim tamlamasında tamlayan ek almaz, tamlanan ek alırsa belirtisiz isim tamlaması meydana gelir. <br />soba boru - s -u pencere cam - ı <br />Tamlayan Tamlanan Tamlayan Tamlanan </p>
<p><strong>3. Belirtili İsim Tamlaması:</strong> Tamlayanla tamlananın ek aldığı isim tamlamalarına belirtili isim tamlaması denir. <br />Ev - in pencere -s - i Dolab - ın kapağ - ı Ceket - in düğme - s - i <br />Tamlayan Tamlanan Tamlayan Tamlanan Tamlayan Tamlanan </p>
<p><strong>4. Zincirleme İsim Tamlaması:</strong> İkiden fazla ismin anlamca birbirini tamamlarken oluşturdukları tamlamalardır. <br />Evimizin dört bir yanı Pencere çercevesinin camı &#8230; Tamlama Çeşidi Tamlayan Tamlanan <br />Takısız İsim Tamlaması - - <br />Belirtisiz İsim Tamlaması - -i <br />Belirtili İsim Tamlamas -in -i <br />Zincirleme İsim Tamlamas İkiden fazla isim </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ajor.net/odev/edebiyat-turkce/isimler/feed</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
