Rasulullah (Selatu Selam Üzerine Olsun.), Suffe mensuplarının eğitimine özel bir önem verdi, onları sadece sözlü eğitimle yetiştirmeyip, aynı zamanda okuma-yazmayı öğrenmelerini de sağladı. Muhacirden Abdullah b. Mes’ud, Muaz b. Cebel ve Ubey b. Ka’b’ı, Kur’an öğretmeni olarak görevlendirdi. Dersler sistemli şekilde devam etti. Bazen, tamamına yakınını Suffe mensuplarının teşkil ettiği 70 kişilik ders halkaları oluşuyordu.
Rasulullah’ın ‘Benim mescidime gelen başka şey için değil, hayır için, hayrı öğrenmek veya öğretmek için gelir. Bu kişi Allah yolunda savaşan kimse ile aynı mevkidedir’ sözü Suffe mensuplarının ilim sahibi olmalarında önemli bir motivasyon sağlamıştır.

GIPTA İLE BAKILAN TOPLULUKTU

Suffe topluluğu yoksul, evsiz, aç olmasına rağmen, hemen her zaman Rasulullah’ın yanında olmaları ve ilimde derinleşmeleri nedeniyle birçok Müslümanın kendilerine gıpta ettikleri kimseler olmuşlardı. Bu sebepledir ki Hanzele b. Ebî Amir, Harise b. Nu’man ve Ka’b b. Malik gibi bazı Müslümanlar, yoksul olmadıkları halde, Suffe topluluğuna katılmış ve bir süre onlarla birlikte kalmışlardı.
Suffe’nin Müslümanları, ilmi sadece teorik olarak öğrenen kimseler değillerdi. Onların amacı iyi bir Müslüman olabilmekti. Bunun ise doğru bilgiye dayanmak zorunda olduğunu biliyorlardı. Doğru bilgi olmadan iyi bir Müslüman olunamayacağının farkındaydılar. Ve yine biliyorlardı ki, doğru bilgi vahyin bilgisiydi ve bu bilgi Rasulullah (Selatu Selam Üzerine Olsun.)’daydı. Onlar bizzat Rasulullah (Selatu Selam Üzerine Olsun.)’dan İslâm’ı öğrendiler ve O’nun gözetiminde de öğrendiklerini ahlakları, hayat tarzları kıldılar. Hiçbir zaman hayatta karşılığı olmayan bir bilgi birikimine sahip olmak gibi bir düşüncenin veya idealin adamı olmadılar. Bundan dolayıdır ki en zor, en hayatî konularda bile öne geçmekten çekinmediler.